Türk Haber Saati

Abdülhamid Han’ı Deviren Mason Türkler..

Abdülhamid Han’ı Deviren Mason Türkler..

Tanzimat devrinden sonra I. Meşrutiyet gelir. Bu kısa dönemin hemen ardından da, 33 yıl sürecek olan Sultan Abdülhamid devri başlar. Abdülhamid meşrutiyet yönetimini kaldırmış ve ülkeyi kendi yönetimi altında tutmuştur. Bazı tarihçiler bu nedenle Abdülhamid devrini “istibdat” (baskı) dönemi olarak kabul etmeye ve kötülemeye eğilimlidirler. Oysa gerçekler farklıdır.

Sultan Abdülhamid, dağılmanın eşiğine gelmiş olan imparatorluğu, 1876’dan 1909’a dek büyük bir diplomatik denge politikası ile ayakta tutmuş ve ölümcül savaşlara girmekten korumuştur. Dahası, yönetimi boyunca Osmanlı’nın idari sisteminde, yargısında, eğitim sisteminde, askeri düzeninde ve daha pek çok alanda çok önemli reformlar gerçekleştirmiştir. Sonradan İstanbul Üniversitesi haline gelecek olan Dar-ül Fünun (Bilim Yurdu) onun zamanında açılmıştır. Ülkedeki telgraf ve demiryollarının temeli onun zamanında atılmıştır. Cumhuriyeti kuran kuşak, Büyük Önder Atatürk de dahil olmak üzere, Abdülhamid’in açtığı modern okullarda eğitim görmüş ve yetişmiştir. Abdülhamid’in rejiminin “kanlı” olduğu iddiası ise gerçek dışıdır. En şiddetli İç resimAbdulhamid_II_1908muhaliflerine bile idam değil, sürgün cezası öngören bir padişah için böyle bir tanım yapmak, en hafif ifadeyle haksızlıktır.

Bütün bu gerçekleri göz ardı eden “Abdülhamid düşmanlığı”nın gerçek nedeni ise, bu büyük Sultan’ın dindar bir Müslüman oluşu ve Osmanlı’yı İslam ahlakının gereğine göre yönetmiş olmasıdır.

Abdülhamid döneminde, ona muhalefet eden aydınlar ise “Jön Türkler” (Genç Türkler) olarak bilinirler. Jön Türkler ortak bir fikriyata sahip değildirler, aralarında İslami duyarlılığa sahip olanlar da vardır. Ancak çoğu, Batılı felsefe, ideoloji ve sistemleri benimsemiş ve Osmanlı’nın kurtuluşunun bunları benimsemekten geçtiğini sanan kimselerdir. Çoğu iyi niyetli olmasına, ülkeyi kurtarma hayaliyle yola çıkmasına rağmen, savundukları fikirlerin önemli bir bölümü yanlıştır ve nitekim Abdülhamid’i devirdikten sonra ülkeyi sadece bir on yıl içinde yıkmaları, bunun tarihsel bir kanıtı olmuştur. Jön Türklerin bir fraksiyonu olmasına karşın, 1910’dan itibaren bu hareketin tümüne egemen olan, 1913’ten itibaren de ülkenin tek gerçek yöneticisi haline gelen İttihat ve Terakki Partisi, “Abdülhamid karşıtlığı”nın Osmanlı’yı iyiye götürmediğinin ispatıdır.

Jön Türkleri ve İttihatçıları yukarıda sözünü ettiğimiz “Batılı felsefe, ideoloji ve sistemlere” yönelten etkenlerin başında ise, bu hareketlerin içindeki masonik etken gelmektedir.

Paris’te yayınlanan Le Temps gazetesinin 20 Ağustos 1908 tarihli sayısında, Selanik’teki iki önemli İttihatçı, yani Refik Bey ve Binbaşı Niyazi ile yaptığı röportajda verilen bilgiler, masonluğun bu hareket içindeki etkisini göstermektedir:

Mülakatı yapan gazeteci İttihad-ı Terakki’nin 1905 ila 1908 tarihleri arasında masonluktan ne kadar yardım gördüğüm ve etkilendiğimi sordu. Verilen cevap ilginçtir ve şu şekilde özetlenebilir. Masonluk ve bilhassa İtalyan masonluğu bize manen destek oldu. Selanik’te Müteaddit localar faliyette idi. Hakikatte İtalyan locaları İttihat Terakki’ye yardımcı oldular ve bizleri korudular. Çoğumuz mason olduğumuz için genelde teşkilatlanmak için localarda toplandık. Üyelerimizi  de genelde localardan seçmeye çalışırdık. Localardaki faaliyetlerimizden İstanbul şüphelenmeye başladı ve birkaç hafiye localara sızmayı başardı. (1)

 

  1. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a gelen Balkan Komitesi’nin kurucusu Roden Buxton ise, İttihat Terakki Cemiyeti’ne giriş töreninin, masonluğa giriş töreninin bir kopyası olduğuna dikkat çekmiştir:

Cemiyete katılmak isteyen adaya, önce büyük bir sır açıklanacağı bildiriliyor ve güvenilirliği araştırıldıktan sonra yemin ettiriliyordu. Bundan sonra kabul safhası geliyordu. Üye adaylarının gözleri bağlanıyor,  ardından adaylar bilinmeyen bir odaya götürülüyor ve gözleri açıldığında kendilerini loş bir odada, kara maskeli üç yabancı karşısında buluyorlardı. Burada her aday yemin ediyor, kılıca elini basıyordu. Bu yeminde sırları gizleyeceği ve cemiyete ihanet edenler yakınları, sevdikleri bile olsa öldüreceği gibi hususlar vardı. Haberleşme ise kuryeler arasında sağlanıyordu. (2)

 

İlhami Soysal da masonluk ile İttihatçılık arasındaki ilişkiye ayrıntılarıyla değinmiştir:

Selanik’teki Makedonya Rizorta Locası ve Veritas Locası başlangıçta içindeki Türkler azınlıkta olmasına karşılık giderek Türklerin denetimine geçmiş ve İttihat Terakki Cemiyeti’nin bir noktada kaynakları olmuşlardı. İttihat Terakki Cemiyeti’nin önderleri Talat Paşa, Mithat Şükrü Bleda, Kazım Paşa, Manyasizade Refik, Kazım Nami Duru, sonradan Muş milletvekili olan Binbaşı Naki, Drama Jandarma Komutanı Hüseyin Muhittin, Maliye müfettişi Ferit Aseo, Makedonya Rizorta locasındandırlar. Emmanuel Karasu, sonradan Bahriye nazırı olacak Cemal Paşa, Faik Süleyman Paşa, İsmail Canbolat, Gümülcine Mebusu Hoca Fehmi Efendi, Mustafa Doğan, sonradan Babıali baskınında vurulan Mustafa Necip ise Veritas locasında uyanmışlardır. Sonradan Sadrazam olacak Talat Paşa ile Binbaşa Naki Bey hem Makedonya Rizorta Locası’nda hem de bu Veritas Locası’nda çalışmalara katıldılar. (3)

 

Selanik’te bu gelişmeler olurken, masonlardan büyük bir tehlikenin geleceğini hisseden Abdülhamid, mason localarını denetim altına almaya çalışmıştır. Localarda neler konuşulduğu ve oradaki yapılan faaliyetlerin içeriği konusunda bir haber alma sistemi kurmuştur. Üstad mason Kemalettin Apak, o dönemleri kendi bakış açısından şöyle yorumlar:

knights_templars5.4

Paris’te düzenlenen 1. Jön Türk Kongresi’nde çekilen bir resim

Masonluk ve masonlar aleyhindeki sistemli takibat 2. Abdülhamid  zamanında çok sıkılaşmıştır. Sultan Abdülhamid masonlardan korkmakta idi. Şunu da ilave edeyim ki Abdülhamid’in masonlardan korkması haksız çıkmadı. Filvaki fani mason olan Beşinci Sultan Murad, 28 senelik mahbes hayatından sonra 1904 yılında ebediyet maşrıkına intikal etti. Böylelikle Sultan Abdülhamid bu kabustan kurtulmuş oldu. Fakat birazdan arz edeceğim veçhile, üç dört sene sonra Rumelideki masonların büyük bir rol oynadıkları yeni bir hareket hürriyet ve meşrutiyet nurunu memleket ufuklarında parlattı. 1908 yılında Abdülhamid’e zorla kabul ve ilan ettirilen İkinci Meşrutiyet’in nurlu meşalesini tutan eller ve öncüler birer masondu… Şunu da belirtmek lazımdır ki, Abdülhamid yalnızca İstanbul’da masonları takip edip buralara serbesti vermiş değildi. Tazyikler bu bölgeye (Rumeli’ye) de şamildi. Bilhassa Selanik’te locaların kapılarında kıyafet değiştirmiş memurlar bekletilir ve kimlerin girip çıktığı kontrol edilirdi. Fakat ne de olsa sarayın İstanbul’daki nüfuzu ve ceberrutu buralarda sökmüyordu. Çünkü Selanik, Kosova ve Manastır vilayetlerinde ecnebi kontrolü mevcut idi. (4)

 

Kısacası masonluk, Osmanlı’nın son yarım yüzyılına damga vuran Abdülhamid-Jön Türk çatışmasında Jön Türklerin yanında yer aldı ve bu hareketin içinde büyük bir güce ulaştı. Bu, masonluğun siyasi etkisi -daha doğrusu zararı- idi. Örgütün daha kalıcı olan etkisi ve zararı ise, Avrupa’daki biraderlerinden öğrendiği materyalist felsefeyi Türk toplumuna empoze etmek oldu.

1-Mimar Sinan Dergisi, Sayı 60 s. 9 Reşat Atabek
2-Buxton, Turkey in Revolution, Londra 1909, Mustafa Yalçın, Jön Türklerin Serüveni, İlke Yayınları, 1994, İstanbul, s.123
3-İlhami Soysal, Dünyada ve Türkiye’de Masonluk ve Masonlar, Der Yayınları, İstanbul, 1980, 3. baskı, s.235-236
4-Kemalettin Apak, Türkiyede’ki Masonluk Tarihi, s.34-35

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com