CUMHUR İTTİFAKI VE 2071 TÜRKİYE’Sİ

CUMHUR İTTİFAKI VE 2071 TÜRKİYE’Sİ

Dünyanın yeniden sınırları çizme ve yeni bir düzen oluşturma savaşlarının arifesinde “CUMHUR İTTİFAKI”nın kurulması devletimizin, vatanımızın, dinimizin, ezanımızın, namusumuzun, milletimizin bekasının vazgeçilmez gereği olmuştur. Artık siyasi yarış, kısır tartışma, kişisel çıkar, mal, mülk, makam ve mevki gibi geçici teferruatların bir kenara bırakılarak SİYASET ÜSTÜ adımların atıldığı ve atılacağı bir sürece girdik. Dünya ürettiği silahları kullanma ve inançlarının gereğini yapmak için hazırlanırken MİLLETİMİZİN SİYASET ÜSTÜ BİR GÜÇ BİRLİĞİNİ KURMASI şarttır. Bu güç birliğinin adı da “CUMHUR İTTİFAKI”dır. Türk Milleti bedenen, aklen, kalben ve ruhen Cumhur İttifakı çatısı altında birleşmelidir. Cumhur İttifakı,  Türk tarihi boyunca çeşitli isimler altında günümüze kendini taşıyan bir ülküdür. Bu, değişmemiştir ve değişmez de…

Tarihimizde Cumhur İttifakı’nı fikriyat olarak Çanakkale’de , Osmanlı’nın, Selçuklu’nun ve diğer tüm Türk devletlerinin kuruluş aşamasında görmek mümkündür. O zamanda devletin ve devleti temelini oluşturan milli ve manevi değerlerin bekası söz konusu olmuştur. Bir cehalet karanlığının her yeri kapladığı ve her alanda çökmenin başladığı ve milletin her alanda güneşe hasret kaldığı dönemlerde şartlar insanlığı ALLAH İÇİN, VATAN İÇİN, BAYRAK İÇİN, DEVLET İÇİN, DİN İÇİN, EZAN VE NAMUS İÇİN TÜM TEFERRUATLARI BİR KENARA BIRAKMAK SURETİYLE bu ittifakı zorunlu kılmıştır. Teşkilatçı olan Türk Milleti sağlam alt yapısı sayesinde Cumhur İttifakını otomatik olarak kurmuştur. Daha sonra bu ittifakın gereği olan, devletin temeli olan milli ve manevi değerlerle cehaleti def ederek milletimizi hasret kaldığı İslam motifli muasır medeniyete kavuşturmuştur. O nedenle dünyanın fazla hoplayıp zıplamasına gerek yoktur. Çünkü bu ittifak yeni değildir. Bu ittifak her alanda tam olarak gerçekleşerek üstüne düşeni yapacaktır.

 

Dünya da, evrensel değerleri korumak, yaşamak, yaşatmak ve nesillerden nesillere güvenli bir şekilde aktarmak için kurulmuş olan örgütler, her zaman tek kanatlı çalışmıştır. Çünkü bu örgütlerin bilimsel ve manevi kanadı her zaman eksik bırakılmıştır. O nedenle dünya da yüzyıllarca haksız yere kan dökülmüş ve evrensel değerler katledilmiştir. Merhamet, yardımseverlik, hoşgörü, saygı, sevgi, anlayış, barış, adalet gibi değerler ve yaşam hakkı belli kesimlere layık görülerek dünyaya fitne tohumları atılmıştır. Bu tohumlar, savaş, terör, kin, nefret, bölücülük, kan, zulüm, katliam, cinayet, sapıklıklar vs. olarak kendini göstermiştir. Kısacası dünya eksik olan kanadını hasretle her zaman aramıştır. İşte bu kanat, aklın ve dini değerlerin hâkim olduğu kanattır. Bir kanadında askeri, siyasi, ekonomik vs. çalışmaları, diğer kanadında ise akli ve dini çalışmaları yürüterek evrensel değerleri koruyacak, yaşayacak, yaşatacak ve nesilden nesile güvenli aktaracak olan öncü kurumun adı ULASGEM’dir. ULASGEM Cumhur İttifakı’nın da hem bilimsel hem manevi yönü olacaktır.

 

Dünya da kendisini süper güç olarak gören eller,  kendi elleriyle Hak dinleri yeniden dizayn ederek insanlığı her yönüyle esaret altına aldılar. Yani Allah’tan korkması gereken insanlar, kendilerine ilah gibi güçlü gösterilen ellerin hakimiyetine girdi. Bu güçler, onları her alanda istediği gibi kullandı ve hala kullanmaktadır. Bu eller, İslam’ın içini boşaltıp istediklerini yerleştirerek, Müslümanların üzerinde her alanda hâkimiyet sağlayarak, bugünkü madden ve manen çökmüş ve kanlar içindeki bir İslam dünyasını inşa etmişlerdir. Yüzyılı aşkın süredir can çekişen İslam dünyası yine Türkiye’nin temelindeki milli ve manevi değerlerden gücünü alan teşkilatçılığı ile CUMHUR İTTİFAKI’nı kurmuştur. MİLLET OLARAK MADDİ ANLAMDA HAYATI DURDURUP-ÇANAKKALE SAVAŞLARI’NDA OLDUĞU GİBİ-VATANIMIZ, BAYRAĞIMIZ, DİNİMİZ, EZANIMIZ, NAMUSUMUZ VE DEVLETİMİZİN BEKASI İÇİN CUMHUR İTTİFAKI ÇATISI ALTINDA HER YÖNÜMÜZLE BİRLEŞEREK SORUMLULUK ALMALIYIZ.

 

PEKİ CUMHUR İTTİFAKI HEDEFİ NASIL OLMALIDIR?

Cumhur İttifakı ülküsü;

  • Milli ve manevi değerlerin rehber olarak kabul edildiği,
  • TÜM İŞLERİN ALLAH RIZASI NİYETİYLE YAPILDIĞI,
  • Milli ve manevi değerlerin bekası için liderlerin ve milletin geceli-gündüzlü çalıştığı,
  • Her alanda Çanakkale Savaşları’ndaki bilincin yaşandığı,
  • 1000 yıllık tarihimizin her döneminin her alandaki özelliklerinin manevi değerlerle nakşedildiği,
  • Bilim ve teknoloji tarihimizin-geçmişten bugüne-bir bütün olarak kabul edilerek geleceğe yön verildiği,
  • Tarihimizin her dönemini koşulsuz kabul edip şaşmadan HAKK’IN VE HAKİKATIN savunulduğu,
  • Türk kültürünün İslam ile mayalanarak kıtalara hakim olduğu,
  • Mekke, Medine, İznik, Söğüt, Kudüs, İstanbul, Ankara, Bakü, Lefkoşa, Bosna, Çeçenya, Filistin, Doğu Türkistan ve diğer Türki Cumhuriyetleri’nin başkentlerinin TEK AKIL, KALP VE RUH olduğu,
  • TÜM STK, YAZILI VE GÖRSEL MEDYANIN MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA DEVLETİMİZİN VE MİLLETİMİZİ BEKASI VE BİRLİĞİNİ SAĞLAMAK İÇİN ÇALIŞTIĞI,
  • TÜM İSLAM ALEMİNİN TEK VE AYNI DAVA UĞRUNDA AYNI ANDA AYNI DUYGULARI YAŞADIĞI,
  • VATANI, BAYRAĞI, DİNİ, EZANI, NAMUSU, DEVLETİ VE MİLLETİNİN BEKASI İÇİN HER AN ŞEHİT RUHUYLA YAŞAMANIN DAVA KABUL EDİLDİĞİ,
  • HER ALANDA DÜNYAYA YÖN VERİLDİĞİ,
  • HER YÖNÜYLE ALTIN GİBİ OLAN BİR NESLİN YETİŞTİRİLEREK MUASIR BİR MEDENİYETİN İNŞA EDİLDİĞİ,
  • DÜNYEVİ İŞLERİN BİLİM VE TEKNOLOJİ İLE DAHA KISA SÜRE DE YAPILDIĞI VE BU SAYE DE MANEVİ HAYATI DAHA FAZLA ZAMAN AYIRILABİLDİĞİ,
  • BİLİM VE TEKNOLOJİDEKİ GELİŞMELERLE HAYATIN ÖZÜNE DÖNMESİ İÇİN GEREKLİ ZAMAN, MEKAN, SAĞLIK, MALİ GÜÇ, DOĞRU VE FAYDALI BİLGİ, ÖMÜR GİBİ İMKANLARDAN DAHA FAZLA FAYDALANILDIĞI,
  • YARADILANIN YARADANDAN ÖTÜRÜ SEVİLDİĞİ; İL, İLÇE, MAHALLE, KÖY VS. HER YERDEKİ İNSANLARIN GÖNÜLLERİNİN FETHEDİLMESİNİN ŞİAR EDİLDİĞİ,
  • VATAN, BAYRAK, DEVLET, DİN, EZAN VE NAMUS DEĞERLERİNİN HER ŞEYİN ÜSTÜNDE GÖRÜLDÜĞÜ,
  • HER ALANDA KURUMSAL VE İNSANİ NİTELİKLER BAKIMDAN SIFIRLANMANIN GERÇEKLEŞTİĞİ BİR ÜLKÜ OLMALIDIR.

 

CUMHUR İTTİFAKI, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ HER ALANDA MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİ DOĞRULTUSUNDA MUASIR MEDENİYETE ULAŞTIRACAK BİR UÇAK GİBİDİR. ÜNİVERSİTELER ÇATISI ALTINDA KURULACAK OLAN ULASGEM’DE BU UÇAĞIN MOTORU OLACAKTIR. ULASGEM, OLUŞTURULMASI GEREKEN KURUM İÇİN BİR MODELDİR. BU NEDENLE BİR ÖZET BİR MODEL OLUŞTURULMUŞTUR. CUMHUR İTTİFAKI’NIN 2071 HEDEFLERİNE TAŞIYACAK MODEL KURUM ULASGEM İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER AŞAĞIDAKİ GİBİDİR:

 

 

 

 

 

ALTIN NESİL ALTIN ÇAĞ(ANA)

Altın Nesil, devletimizin ve milletimizin  beklediği,her zaman her şartta Allah için, vatan için, dini için, ezanı için, namusu için yaşayan ve bu değerler için her an ölmeye hazır şehit ruhlu ve her alanda donanımlı nesildir. Bu nesil imkansızın imkana dönüşümüdür. Bu nesil, imanın, birlik ve beraberliğin, kararlılığın, kızıl elmanın, Mescid-i Haram’ın, Mescid’i Aksa’ın, Ayasofya’nın, Malazgirt’in, Bosna’nın, Uygurlar’ın, Doğu Türkistan’nın, Filistin’in, Myanmar’ın vs. mazlumun ve yetimin, huzurun, sağlığın, afiyetin, Kur-an-ı Kerim ve sünnetin sembolüdür. Bu nesil ETAP( Eş Zamanlı Tamamlama Projesi) ile alt yapısı hazırlanacak ve devletimizi her alanda kesin ve kalıcı zirveye, süper güç olmaya taşıyacaktır. Bu nesil her kurduğumuz devletin kökünde yer alanda tertemiz nesildir. Milletimizin yek vücut olup ÇANAKKALE ZAFERİ’nde, İSTANBUL’UN VE MALAZGİRT’in FETHİ’nde olduğu gibi hem bedenen hem manen İMKANSIZLIĞI İMKAN HALİNE GETİRME ANAHTARI SANATI ile inşa edeceği nesildir.

İMKANSIZLIĞI İMKAN HALİNE GETİRMEK;

  • Gerekli maddi ve manevi şartları aramadan “FEDAKARLIK” değeriyle hareket edip tüm sıkıntılara göğüs gererek eldeki imkanlarla hedefe ulaşmaktır.
  • Yıkıcı eleştiriyi bırakıp üstüne düşen görevi kendi alanında “İMAN” ile yapmaktır.
  • Kendisine fedakarlık kapsamında verilecek tüm görevlere hazır olmak ve bunu harfiyen yerine getirmektir.
  • Makam, mevki, unvan, mal, mülk kavramları sadece araç olarak görerek devletimizin uzun-orta-kısa vadedeki hedeflerine kilitlenmektir.
  • ALLAH, VATAN, BAYRAK, DİN, EZAN VE NAMUS SEVDASIYLA MİLLETİMİZİN HİZMETKARI OLMAYI HER ŞEYİN ÜSTÜNDE GÖRMEKTİR.
  • DÜŞMANLIKLARI, KİN, NEFRET, KÜSKÜNLÜKLERİ, KARDEŞ KAVGALARINI BİR TARAFA BIRAKIP HER ALANDA BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE OLMAKTIR.
  • HER ZAMAN HER ŞARTTA TÜM OLUMSUZLUKLARA KARŞI OTOMATİK BİR BİRLİK VE BERABERLİKLE TEPKİYİ KOYABİLMEKTİR.
  • TÜM YAPTIKLARINDA DOĞRU VE SAMİMİ BİR NİYETLE HAREKET ETMEKTİR.
  • MADDİ VEYA MANEVİ TÜM KONULARDA GEREKTİĞİNDE İMKANLARINI PAYLAŞMAK VE HAKLARINDA VAZGEÇEBİLMEKTİR.

 

 

 

 

DİKKAT: AŞAMALARI-1-2-3 RESİMLERİ ALTIN NESİL ALTIN ÇAĞ YAZISINA AİTTİR.

 

 

 

 

 

 

İYİLİĞİ TAVSİYE KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAK

 

Günümüzün en büyük hastalıklarından biri de özgürlüğün yanlış tanımlanmasıdır. “SANA NE,SENİ NE İLGİLENDİRİR, HAYAT BENİM HAYATIM!”, “BANA NE!” ve “HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILIR!” gibi tuzak fikirler, bu yanlış tanımlamaların önünü açarak kılıf görevi yürütmüştür. Halbuki özgürlük, insanoğlunun evrensel ve manevi değerlerle hayatını şekillendirmesi, maddi ve manevi ihtiyaçlarını bu değerler doğrultusunda karşılamasıdır. Bu değerleri kriter bilerek aklın her alandaki doğru ve faydalı bilgilerle, kalbin inançla ve ruhun Allah sevgisiyle donatılmasıdır. Ancak art niyetli güçler,insanımızı bedenen, madden ve manen türlü oyunlarla basitleştirerek, evrensel ve manevi değerlerden uzaklaştırmıştır. Böylece de akıl, kalp ve ruh dünyasını karartarak hayasızlık, fenalık ve haddi aşmayı toplumumuzda normalleştirmiştir. Akıl, kalp ve ruhlar kötü hasletlerle adeta bombalanarak bunalıma sürüklenmiştir. Kibir, gurur, kin, nefret, fitne, fesat, adaletsizlik, düşmanlıklar, kısır tartışmalar, madde bağımlılığı, küfür, şehvet ve beraberinde gelen sapıklıklar vs. gibi kötülüklerle-görsel ve yazılı medyayı, model kişileri kullanarak-gençliğimizin masum ve tertemiz akıl, kalp ve ruhlarını zehirlemişlerdir. Bunları yaparken en büyük zarar verici hamleyi  “İYİLİĞİ TAVSİYE VE KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMA” görevini çeşitli sloganlar ve sınırsız özgürlük kavramıyla yok ederek veya korku ve sorumsuzluk hapsine atarak yapmıştır. Şimdi kişinin hem kendisini hem de çevresini sorgulamadığı, özgürlük kavramı adı altında her türlü sapıklığı yaptığı bir süreci yaşıyoruz. KISACA VE GENEL İFADE İLE İNSANOĞLU, KENDİSİNİ SORGULAMAYI, BİRBİRİNE İYİLİĞİ TAVSİYE VE KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMA GÖREVİNİ TERK ETMİŞTİR. BU NEDENLE MİLLETİMİZ HAK ETTİĞİ MUASIR MEDENİYETE BİR TÜRLÜ ULAŞAMAMAKTADIR. ANCAK MİLLİ BİR UYANIŞ  İLE İRKİLİP, İYİLİĞİ TAVSİYE ETME-KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMA SANATINI YAŞAYARAK MUASIR MEDENİYETE ULAŞABİLİRİZ. ULASGEM BUNA ÖNCÜLÜK EDEREK GERÇEKLEŞMESİNİ SAĞLAYACAKTIR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİJİTAL ŞEHİR NEDİR?

Dijital şehir, son zamanların en çok tekrarlanan ve her alanda lider konumundakikişilerin bu konuda projeler hazırladığı veya hazırlattığı çok önemli bir konudur. Dijital şehir, teknolojik gelişmelerle iş gücünün en aza indirgendiği, ihtiyaçların daha kolay ve daha kısa zamanda karşılandığı şehirdir. Bu herkesin aklında canlanan tanımdır. . İNSANOĞLU TEKNOLOJİ İLERLEDİKÇE DAHA KISA SÜREDE DAHA FAZLA İHTİYACINI KARŞILAMA İMKÂNINI BULMUŞTUR. BUNUNLA BERABER YENİ NESİL, BİR ELİNDE AKILLI TELEFON DİĞER ELİNDE DİZ ÜSTÜ BİLGİSAYAR İLE ASOSYAL YETİŞMİŞTİR.BİNSANİ İLİŞKİLER ZAYIFLAMIŞ VE TEKNOLOJİNİN İÇİNE GÖMÜLEN İNSANOĞLU MANEVİ DEĞERLERDEN DE UZAKLAŞMIŞTIR. BURAYA KADAR TEKNOLOJİNİN HEM EKSİSİNDEN HEM ARTISINDAN BAHSETTİK. AMA BİR DE TEKNOLOJİNİN AKILLARA GELMEYEN, ŞİMDİYE KADAR GETİRDİĞİ TÜM EKSİLERİ SİLECEK VE İNSANOĞLUNU ARADIĞI HER İKİ DÜNYA MUTLULUĞUNA ULAŞTIRACAK ÖZELLİĞİ DE VARDIR. İNSANOĞLU BUNUN FARKINDA DEĞİLDİR. BU ÖZELLİK TEKNOLOJİNİN GETİRDİĞİ KOLAYLIKLAR SAYESİNDE-DEĞERLENDİRMEK ÜZERE-ELİMİZE GEÇEN BOŞ ZAMANDIR. TEKNOLOJİ İLE-DEĞERLENDİRMEK ÜZERE ELİNE GEÇEN-BOŞ ZAMAN MİKTARI DAHA DA ARTAN İNSANOĞLU, MÜSRİFLİK YAPARAK BU ZAMANI DA TEKNOLOJİ İLE GEÇİREREK ROBOTLAŞMIŞTIR. YANİ TEKNOLOJİNİN ARTISINI YAŞAMAK YERİNE, KALAN ZAMANI DA TEKNOLOJİNİN İÇİNDEKİ BOŞ UĞRAŞILARA AYIRARAK BÜSBÜTÜN HAYATTAN KOPMUŞTUR. BÖYLECE MADDİ VE MANEVİ TUZAKLARA DAHA DA AÇIK HALE GELMİŞTİR.

PEKİ GERÇEK DİJİTAL ŞEHİR NEDİR?

GERÇEK DİJİTAL ŞEHİR, İNSANLARIN MADDİ İHTİYAÇLARINA ULAŞMAK İÇİN KULLANBDIĞI ZAMAN DİLİMİNİN KISA VE HIZLI OLDUĞU, KALAN ZAMANDA EVRENSEL VE MANEVİ DEĞERLER DAİRESİNDE YAŞAYADIĞI ŞEHİRDİR. DİJİTAL ŞEHİRDE;

  • İNSANLAR, DAHA KISA SÜREDE VE DAHA HIZLI BİR ŞEKİLDE İHTİYAÇLARINI KARŞILAR,
  • İNSANLARIN BOŞ ZAMANI DAHA FAZLADIR,
  • İNSANLAR BU BOŞ ZAMANINDA EVRENSEL VE MANEVİ DEĞERLERİ BİREYSEL, AİLEVİ VE TOPLUMSAL YAŞAMA AKTARIRLAR,
  • İNSANLAR TEKNOLOJİ İLE DE BİRBİRİNE İYİLİĞİ TAVSİYE EDER, KÖTÜLÜKTEN ALIKOYMAYA ÇALIŞIR,
  • EVRENSEL VE MANEVİ DEĞERLER, DUVARLARIN DIŞINA ÇIKARAK ÖZGÜR BİR ŞEKİLDE SOKAKLARDA, CADDELERDE, İŞ YERLERİNDE, OKULLARDA, ÜNİVERSİTERDE, KAMU KURULUŞLARINDA YAŞANIR.
  • TEKNOLOJİ SADECE BİR ARAÇ OLARAK KULLANILIR. İNSANOĞLU TEKNOLOJİNİN EFENDİSİ OLUR.
  • TEKNOLOJİ EVRENSEL VE MANEVİ DEĞERLER DAİRESİNDE KULLANILIR. ÇOCUKLARIMIZ BU SAYE DE GÜVENLİ DÜNYA DA YAŞAR.
  • GÜÇLÜ BİLİMSEL VE MANEVİ DONANIMA SAHİP BİLİM ADAMLARIİNSANLIĞA REHBERLİK YAPAR.
  • İNSANLAR, KENDİNE REHBERLİK YAPAN BİLİM ADAMLARINA GÜVENİR, İNANIR VE KARARLILIKLA DESTEK VERİR.
  • AİLE KURUMU TOPLUMUN TEMELİDİR. AİLELER GÜCÜNÜ EVRENSEL VE MANEVİ DEĞERLERDEN ALIR.
  • AİLENİN KENDİSİNİ MADDEN VE MANEN BESLEYİP GÜÇLENDİRECEĞİ ZAMAN, İMKAN VE FIRSATLAR ÇOK FAZLADIR.
  • İNSANIN AKIL, KALP VE RUH SAĞLIĞINA ÖNEM VERİLİR.
  • BİLİM VE TEKNOLOJİ TAMAMIYLA İNSANLIĞIN FAYDASI İÇİN KULLANILIR.

 

DİJİTAL MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLER

İnsanoğlu bir ağaç gibidir. Sağlam bir toprağa tutunup doğru bir şekilde beslendiğinde, gölgesinde milyonları barından bir çınar gibi olur. Böyle bir çınar olmak için,dünyevi ve manevi ilimlerle mayalanmış bir toprak ve bunu besleyen iman suyu gerekir.Teknoloji de bir toprak gibidir. Günümüzde-hayatımızda uygulamada olması gereken- iman ve doğru, yeterli, faydalı dünyevi ve manevi ilimler mayalanmışhayat şekli teknolojik ortama taşınmaya çalışılmıştır.  İnsanoğlu hayatının temeli ve devamı olan bu yaşam şeklini uygulamadan akıllı telefon, bilgisayar ve ıpad gibi teknolojik ürünlere yarım yamalak bir şekilde hapsetmiştir. Teknolojik aletlerin sınırlarına hapsedilen ve yarım yamalak bilgilerle teorik olarak temsil edilen iman, dünyevi ve manevi ilimler, ehli dışındaki milyonların eksik bilgileriyle yaptığı yorumlarının yer aldığı sosyal ağ ve web sitelerinde tam bir katliama uğramıştır. Ayrıca busosyal ağlar, her alanda açılan web siteler vs. ortamlarimanı ve ilmi samimiyetten de uzaklaştırmıştır. Kısacası insanoğlu kendisini muasır medeniyete taşıyacak teknolojiyi, kendisini kalbinden vuracak hançer haline getirmiştir. Öyle ki  insanoğlu; yalan, iftira, karalama, fitne, fesat, madde bağımlılığı, küfür ve müstehcen içerikleri, aileyi yıkan bilgi ve dokümanları, vatana ihaneti, milli ve manevi değerleri yıkan unsurları vb. zararlı tüm unsurları teknolojik ortama taşımıştır. Doğruluk, dürüstlük, birlik ve beraberlik, huzur; evrensel, milli ve manevi değerleri, doğru ve samimi niyeti vb. faydalı tüm unsurları ise ehli olmadan eksik bilgilerle teknolojik ortamda dile getirmeye çalışmıştır. Bunu yaparken, milli ve manevi değerleri hayatından tamamen teknolojik ortama taşıyarak kendisini bu değerlerden mahrum bırakmıştır. Bu değerleri kaybettiği için, hayatını zararlı tüm unsurlar kaplamıştır. Şimdi bu zararlı unsurların zulmünü yaşayan insanoğlu, YENİDEN MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİ HAYATINA DOĞRU VE SAMİMİYETLE TAŞIMANIN YOLUNU ARAMAKTADIR. ULASGEM  BUNU YAPACAK MERKEZDİR.

 

 

 

 

GENÇLERİMİZİN HAYAL DÜNYASI

Hayal dünyası, bir insanın birikimlerinin geleceğe yönelik yaptığı tasarımlardır. Hayaller bazen sadece akıllarda yerini alırken bazen de somut hayatta yerini alır. İnsanoğlu, düşünen bir varlık olduğu için hayal dünyası da her zaman capcanlıdır. Hayal dünyası en canlı, hareketli, değişken ve etkilenen varlığımız çocuklarımızdır. Onlar bu hayal dünyaları ile kendisinin, ailesinin, milletinin ve devletinin her alanda devamıdır. Bu nedenle hayal dünyalarını küçük yaşlardan itibaren bir plan ve program dahilinde, devletimizin kısa-orta-uzun vadeli hedeflerine kilitlenmesi gerekmektedir. Bunun da çocuklarımızın küçük yaştaki ihtiyaçları göz önünde tutularak yapılması gerekmektedir. Aile, çevre, okul, teknoloji gibi unsurlar çocuklarımızı birinci derecede etkileyen uyarıcılardır. Özellikle her saniyesinde yeniliklerle insanoğlunun başını döndüren ve dünyayı içine hapseden teknoloji, bir mimar gibi çocuklarımızın bembeyaz akıl, kalp ve ruh dünyalarınaistediği şehri kurabilmektedir. Bu mimarın dediğine göre çocuklarımızın yeme, içme, konuşma, giyinme, sevme, saygı duyma, eğlenme, dinlenme ve eğitim-öğretim dünyası şekilleniyor. Daha da vahimi, çocuklarımızın ahlakını da bu mimar belirliyor. Çocuklarımızın akıl, kalp ve ruh dünyası, bu mimartarafında her alanda yön verilecek hale getirildikten sonra, bunların üzerinden kazanç sağlanacak sektörler oluşturuluyor. Bu sektörler, milletimizin faydasına hizmet ederek hem kendi geleceklerine-dünya ve ahiretlerine-hem milletimizin geleceğine fayda getirecek şekilde çok daha fazla kazanç sağlayabilirler. En kısa sürede bunu tercih etmelidirler. Aksi halde çocuklarımızın, ailelerimizi, milletimizin ve dolayısıyla devletimizin geleceği esir alınıyor. Bu hepimizin madden ve manen sonu anlamındadır. ULASGEM bu duruma çözüm getirecek merkezdir.

 

 

ÇALIŞMA,ÜRETME,ÇÖZÜM,HİZMETİ YÜZÜMÜZE GÖZÜMÜZE BULAŞTIRDIK KISIR TARTIŞMALARLA

Çalışmak, insanoğlunun hayatında vazgeçilmez bir eylemdir. İnsanoğlu,hedefi ne olursa olsun,ona ulaşmak için bir gayret göstermek zorundadır. Hayatında bir hedef belirlemese bile, bedeni ihtiyaçları onu harekete geçirir. Bu ihtiyaçları karşılamak için çalışmayı, üretmeyi ve çözümü de tercih edebilir; tembelliği, hazırcılığı, sorun kaynağı olmayı da tercih edebilir. Tembelliği, hazırcılığı, sorun kaynağı olmayı tercih edenler bir ülkenin geleceği için olumsuz yönde potansiyel bir risk unsurudur. Çünkü, bu tercihte bulunanlar ihtiyaçlarına ulaşmak için özgürlük sınırlarını zorlayarak illegal yollara ve ahlakdışı yöntemlere yöneleceklerdir. Bu halleriyle de her alanda devleti çökertmeye çalışan tehlikeli grupların oluşumuna veya onların içine katılarak olumsuz tabloların oluşmasına sebep olurlar. Her alanda çalışmayı, üretmeyi, çözümü ve hizmeti tercih edenler de kendisine, ailesine, milletine ve devletine her alanda-bir şartla- faydalı olabilirler. Bu şart ise-Allah rızası niyetiyle-vatanı, bayrağı, milleti, dini, ezanı, namusu için her zaman yaşama ve ölme ruhunu taşımaktır. Bu ruhla yapılan çalışmalar, hizmetler üretimler ve getirilen çözümler hedefine ulaşır. Bu ruh, bir devleti muasır medeniyet yapar. Ancak kısır tartışmalarla ve yıkıcı eleştirilerle, bu ruhla yapılan çalışma, hizmet, üretim ve getirilen çözümleri yoruma açarsak, bunları adeta dinamitleriz. Maalesef ki, insanoğlunun ihtirasları ona yıkıcı/dinamitleyici yorumları yaptırmaktadır. Kısacası tam ürünü alacakken bir kibrit ile yakıp kül ediliyor. Bencillik, kibir, mal, mülk, makam, mevki, ihanet gibi kibritlerle bir milletin her alandaki geleceğini yakmak istiyoruz.

ULASGEM DÜŞÜNCE-ALLAH RIZASI NİYETİYLE-HER ZAMAN FAYDALI ÇALIŞMA, ÜRETİM, ÇÖZÜM VE HİZMETE KANALİZE EDECEKTİR.

 

 

 

 

ŞATAFAT VE SADELİK

Şatafat ve sadelik birbirine zıt, insanoğlunun dürtülerini hem zorlayan hem besleyen iki kavramdır. Şatafat, dürtüleri daha da azdıran, israfçı ve toplumda fitne oluşumuna neden olan bir yaşam şeklidir. Sadelik, dürtüleri sınırlandıran, kanaatkar, ihtiyaçlarla sınırlı olan, tasarruflu ve toplumda kenetlenip paylaşmayı sağlayan yaşam şeklidir. Sadelik, Hz.Peygamber’in yaşamıdır. Şatafat ,bir şeyin iyisi ve kalitesinden faydalanmak değildir. Şatafat, ihtiyacın da üstüne çıkarak ve sünnetten uzaklaşarak ortaya çıkan yaşam şeklidir. Sadelik,bir şeyin sünnete uygun, sağlıklı, ihtiyaç miktarı, alınabileceklerden kalitelisi ve iyisini kullanmaktır. BİLİM VE DİN ADAMLARININ ALLAH İÇİN KULLANMAK SURETİYLE MEVCUT İMKANLARI KULLANMASI BİR HİZMETTİR, ŞATAFAT DEĞİLDİR.   AYRICA TEKNOLOJİYİ TAKİP EDEREK KULLANDIKLARINI İHTİYAÇLARI VEYA KONUMUNU(TOPLUMDA MODEL OLMA)  GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURARAK TOPLUMUN FAYDASI İÇİN KULLANMAK ÜZERE YENİLEMEK BİR ŞATAFAT DEĞİLDİR.

Diğer İçerikler  İstanbul Seçimleri ve Sonrası! Ortak yayının şifreleri

Günümüzde şatafat konusunda yoruma açık hedef kitle, liderler, amirler, bilim adamları, din adamları, iş adamlarıdır. Bunda eğitim ve ekonomik tablonun büyük etkisi vardır. Ekonomik durum eşitlenmediğinde ve eğitimin kalitesi düştüğünde ortaya çıkan fitne ortamı liderleri, amirleri, bilim adamları ve iş adamlarını sorgulatır. Böyle olunca da paylaşma, yardımlaşma ve merhamet duygularını-topyekün-hem vatandaş hem de din kardeşi olarak sorgulamamız gerektiğini unutarak birbirimizi suçlamaya, dedikoduya ve iftiraya başlanır. Bizim için yine de ortak model Hz.Peygamber’in(S.A.V.) hayatıdır. Çünkü hepimizin ortak noktası inancımızdır. BU NEDENLE BAŞTA LİDERLER, AMİRLER, BİLİM ADAMLARI OLMAK ÜZERE MİLLET OLARAK -ÖNCE KENDİMİZDEN BAŞLAYARAK- ŞATAFATI HAYATIMIZDAN SİLİP ATMALIYIZ. ONDAN SONRA DA KESİN VE KALICI OLARAK-DEVLETÇE KURUMSAL HALE GETİRİLEREK-PAYLAŞMAK, YARDIMLAŞMAK,MERHAMET DUYGULARI VE ZEKAT MÜESSESESİNİ TOPYEKÜN VE İTİRAZSIZ HAREKETE GEÇİRİLMELİDİR. İŞTE O ZAMAN EŞİTLİK VE ADALET DEĞERLERİ YEŞERMEYE BAŞLAR. BÖYLECE ,MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZLE MAYALANMIŞ BİR HAYATA KAVUŞTUŞMAMIZ DAHA KOLAYLAŞIR. BİZ, MANEVİ DEĞERLERİMİZ İLE MAYALANMIŞ HAYATA KAVUŞTUĞUMUZ NİSPETTE İSRAF VE ŞATAFAT BİZDEN KAÇACAKTIR. ULASGEM İLE İNANÇLARIMIZIN GEREĞİ OLAN HAYAT OLUŞACAKTIR. BÖYLECE FİTNELERDE KESİN VE KALICI YOK OLACAKTIR.

 

 

 

GÜNAHA DÜŞMAN OLMAK VE NORMALLEŞME

İnsanoğlu kusursuz değildir. Herkesin hayatında mutlaka hataları olmuştur. Kimse günahsız değildir.(Peygamberler hariç) Önemli olan hataların, günahların veya kusurların-bir an önce-farkına varıp telafi etmektir. Aksi halde bunlar bir kangrene dönüşebilir ve toplumun her yerine yayılabilir. Bu durum da bir milletin düşmanları için büyük bir fırsat oluşturur. Bir olağanüstü çalışma ortamı ile bu kusur, hata veya günahların üzerine gidilerek sonlandırabilir veya telafi edilebilir. Burada önemli olan kaos ve bunalıma götüren bir endişe ve belirsizlik ortamının oluşturulmamasıdır.  Bir hata, kusur veya günaha karşısında alimlerin desteğinin alınması gerekmektedir. Ayrıca hata, kusur ve suçların karşısında;

  • Kurumsallaşmış bir kriz masasının oluşturulması,
  • Öncelikle hata, kusur ve günahların hedef alınması,
  • Hata, kusur veya günah içerisinde olanları tüm hızıyla kanunlara teslim edilmesi,
  • Hata, kusur veya günahların bir daha ortaya çıkmayacak kadar “ÇOK SERT CEZALARIN” çıkarılması,
  • Devlete, vatana, bayrağa, dine, ezana, namusa yapılan ihanet edenlerin yok edilmesi gerekmektedir.

 

Burada  bir ülkeyi kaos, bunalım ve ihanete taşıyan “KANUNLARDAKİ HAFİFLİĞİN VE HARFİYEN  UYGULANMAYIŞININ” oluşturduğu bir boşluktur. O nedenle bir daha yaşanmaması ve normalleşme için “KANUNLARIN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ VE SERT CEZALARIN GETİRİLMESİ” gerekmektedir. Aksi halde aldatılmayı, kandırılmayı ve acınmamayı yaşarız(ALLAH MUHAFAZA).

 

 

HEYECAN

İnsan karmaşık bir varlıktır. Bu karmaşıklığının içinde heyecan adlı duygu vardır. İnsanoğlu heyecan duygusunun gerisinde kalırsa, heyecanın bittiği yerde, o da biter. O nedenle duygular dünyası olan insanoğlunun bu duygularına, bir fırıncının hamura şekil verdiği gibi, şekil vermelidir. Aksi halde tüm işleri başlarken biter veya yarı da kalır. Bu nedenle başta heyecan olmak üzerine tüm duygularına ve dürtülerinin şekil alması için bir “ERDEM EĞİTİMİNE” girmesi gerekmektedir. Devletlerde işlerin başladığı yerde veya yarı da sona ermemesi için “ERDEM EĞİTİMİ” almış ehil kadroların oluşturulması gerekmektedir. Maalesef ki çoğunlukla böyle bir kadronun eksikliğinin devletlerde oluşturduğu yara nedeniyle muasır medeniyete ulaşılamamaktadır. Heyecanla harekete geçen ve bu heyecanın bitmesiyle işini yarıda bırakan veya işi hedeflenen şekilde yapamayan kadrolarla ancak muasır medeniyeti ancak hayallerde yaşayabiliriz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MİLLİ VE MANEVİ GÜNLERDE İDRAK, BİLİNÇ, ŞUUR İLE ETKİNLİK

İnsanoğlunun hayatında milli ve manevi değerleri uğruna canını ortaya koyduğu olaylar olmuştur. Böyle günlerde canı pahasına mücadele eder, destanlar yazar, gazi olur veya şehadet şerbeti içer. Bugünler onun hayatında en özel gün olur. Ayrıca Yüce Allah’ın insanoğluna hediyesi olan ve manevi değerlerin pekiştiği, birlik ve beraberliğin daha da güçlendiği dini günler vardır. Ülkemizde milli ve dini bayramlarımız var. Ancak biz, bugünleri ruhundan ve içeriğinden uzak bir şekilde idrak ediyoruz. Milli bayramlarımızda topyekûn harekete geçerek şehadet şerbeti içmeye hazır olan  bir vatan, bayrak, din, ezan, namus sevdalısının kutlama programını oluşturamıyoruz. Kutlama programlarımızı içerik olarak milli ve manevi değerlerimizi zayıflatıcı, o günün anlamından ve özümüzden uzak etkinliklerle halkımızın az bir katılımı ile gerçekleştiriyoruz. Halbuki milli günlerin mimarları savaş meydanında vatanı, bayrağı, dini, ezanı ve namusunun bekası için şehit oldu. Ayrıca dini bayramlarımızda “YABANCILAŞTIĞIMIZIN” somut delili olan günler haline geldi. Milli ve manevi değerlerin pekişmesi, ailevi ve insani ilişkileri daha da güçlenmesi; yardımlaşma, merhamet, paylaşma değerlerinin en somut yaşandığı günler olması gereken milli ve dini bayramlarımızı bu yetim ve gariban tablodan kurtarmalıyız. Bu tabloyu millet olarak;

  • Öncelikle tarihimiziarşivleriyle yeniden yazdırıp yabancı ipoteğinden kurtararak,

 

  • Milli ve Dini değerlerin dört duvarın dışına çıkararak,

 

  • Milli ve Dini değerleri çocuklarımızın hayatının her yerine işleyerek,

 

  • Milli ve Dini bayram günlerinde o günün adabına uygun çeşitlendirilmiş etkinlikler yaparak,
  • Milli ve Dini Bayramların topyekun yaşanmasını sağlayarak,
  • Milli ve Manevi bayramları her alanda sorunların çözümüne, hizmete, üretime, birlik ve beraberliğe vesile yaparak değiştirebiliriz. Millet adına bunu yapacak olan ULASGEM’dir.

 

DİNLER BİRLİĞİ

 

Geçmişten bugüne dinler arasından savaşlar olmuştur. Hak olan dinler layıkıyla temsil edildiği müddetçe ayakta durmuş ve her zaman üstün gelmiştir. Dünya da geniş bir alanda yayılma imkanı bulan dinler Hristiyanlık, Musevilik ve İslamiyet olmuştur. Bunlardan Hristiyanlık ve Musevilik, bu dine mensup olanlardan tarafından tahrif edilmiş ve bozulmuştur. İslamiyet ise orijinal haliyle varlığını devam ettirmiştir. Kıyamete kadar da varlığını devam ettirecektir.  Buraya kadar her şey güzel ama dünyayı bekleyen ve herkes tarafından bilinen bir tehlike var. O da, dünya da Hristiyanlığın eski gücüne ulaşması için, dünyadaki tüm dinleri kendi çatısı altında toplama çalışmalarıdır. Bu bilinen bir şey ve gerçekleşmeyeceği kesin. Onlarda biliyor ki, hak din İSLAM ve Allah bu dini kıyamete kadar yaşatacak. Keşke bunu uygulamada da kabul etseler. Ancak bunu gerçekleştirme amacıyla yapılan ve yapılacak girişimlerden devletimizi, vatanımızı, bayrağımızı, dinimizi, ezanımızı, namusumuzu, milletimizi ve özellikle gençliğimizi korumalıyız. Uzatmadan bizim bu duruma karşı İSLAMI her alanda güçlendirmeliyiz. Bunu da dinimizi layıkıyla yaşayarak yapabiliriz. Bu milletimizin her alanda huzura, refaha, afiyete ulaştıracaktır. ULASGEM bu yolda görev yapan merkezdir.

 

 

 

 

İLAHİYAT VE KÜLLİYELER BİRLİĞİNİN HEM RESMİ HEM DE SİVİL SAĞLANMASI

 

Din, her akıl, kalp ve ruh sahibi insanoğlunun hayatına yön veren manevi ve hayati ilkeler bütünüdür. Her iki dünya için getireceği mutluluk dolayısıyla hayatidir. Kulu “RABBİ İLE BULUŞMAYA” götürdüğü için, hayatın en zirvedeki manevi ülküsüdür.  Bu ülkü, bir Müslümanın uğrunda şehadet şerbeti içeceği değeri, en vazgeçilmezi, asla taviz verilmezi, hayat veren nefesi ve durmadan ilerlemesini sağlayan manevi enerji kaynağıdır. Dinimizde insanoğluna, her zaman Rabbine ibadet halinde olan bir yaşam sahibi olması öğütlenmiştir. Hayatının her alanında ve her yerde-evinde, iş yerinde, çarşıda, pazarda-bir taraftan çalışırken diğer taraftan Yüce Allah’a ibadet halinde olabilmesinin anahtarını bizlere verecek olan “İLAHİYAT FAKÜLTELERİ VE KÜLLİYELER”dir. Yalnız günümüzde güneşi ışıksız bırakırcasına, bu iki müessese birbirinden ayrı yaşamaktadır. Halbuki her ikisi de beden ve ruh gibi “DÜNYAYA HUZUR DAĞITMAK İÇİN” birbirinden ayrılmazdır. Fakat Batı’nın kriteriyle sınırlarını çizmiş bilim dünyasının demir parmaklarına mahkum kalmış İlahiyat Fakülteleri, bu parmaklıklar arasından külliyelerden uzanacak eli beklemektedir. Millet olarak bu buluşmayı Kur-an’ı Kerim ve Sünnet dairesinde gerçekleştirerek DEVLET KONTROLÜNDE devamlı olacak şekilde ortak çatı altında buluşmasını sağlamalıyız. Siyasetin müdahalesinden ve siyasete müdahaleden uzak, devletimizin kontrolünde; gençliğimizin ve milletimizin hayatını ihtiyacı olan dini bilgilerle donatan, milli ve manevi onların hayatına işleyen kurum haline gelmesini sağlamalıyız. ULASGEM buna öncülük edecektir.

 

HER BİREYİN AKLININ, AİLENİN, TOPLUMUN BİR ULASGEM GİBİ, ULASGEME BAĞLI ÇALIŞAN-YANİ ULASGEM KONTROLÜNDE-ARGE GİBİ OLMASI

Her insan keşfedilmeyi bekleyen bir dünyadır. Eğer manevi eğitim alırsa, sonsuzda yok olarak manevi hazineleri taşıyan SADIKLARDAN olur.(Bunların dereceleri farklıdır.Ehli olan insanlar bilirler.) İnsanoğlunun yapısında adeta parçalanıp her alanda değerlendirilmeyi bekleyen atom gibi akıl, kalp ve ruh gücü vardır. Bu öyle bir atomdur ki, değerlendirildikçe daha da güçlenir ve çevresine ışık saçar. Eğer bu atom enerjisinidünyevi ve dini ilimlerde değerlendirirseniz kendisini, ailesini, milletini ve tüm dünyayı aydınlatan bir güneş elde edersiniz. Öyleyse bizim insanımızı her alanda kendi hayatına, ailesine, milletine ve tüm dünyaya-devamlı güncellenerek-ışık tutacak bir güneş gibi yetiştirmeliyiz. İnsanımızın aklı, her alanda bir ulusal ve uluslararası araştırma strateji geliştiren bir merkezi gibi olmalıdır. Her an her saniye ar-ge gibi çalışan bir akıl, kalp ve ruh ile yaşayan bir nesil inşa etmeliyiz. Bunun için akıl, kalp ve ruhları “TÜRK ROBOT WEB SİTESİ” ile  ULASGEM’e bağlanması, HER ALANDA EN DONANIMLI OLMASI İÇİN belli bir plan ve program dahilinde geceli-gündüzlü çalışılmalıdır. Böylece aileler ve derken milletimiz bir ULASGEM’e bağlı çalışan bir ar-ge gibi olur.  BÖYLECE HERKES ÖNCE SORUMLULUK ALIP KENDİ GÖREVİNİ LAYIKI İLE YAPARAK FEDAKARLIK GÖSTERECEK , SONRA DA HESAP SORMA HAKKINA SAHİP OLACAKTIR.

 

 

 

 

 

 

PERSONELİN YALNIZLAŞTIRILMASI, YETİM KALMASI

Liderlik, bir sanattır. Tecrübeniz ne kadar olura olsun, bu sanatta da uygulama da karşılaşılan büyük tehlikeler vardır. Bu tehlikelerden biri de “EKRAN VE HÂKİMİYET HASTALIĞI”dır. Bu hastalık, mesleği icra ederken her zaman gündemde en büyük yeri kaplayarak halkın gündeminde birinci sırada olmak ve liderlik koltuğunu devamlı elinde tutma endişesin ileri gelir. Asıl tehlike bu değildir. Asıl tehlike, bu hastalığı yaşarken çevrenizde bulunan size sadık ekibinizi aklen, kalben ve ruhen kaybetmenizdir. Çünkü bu hastalık ekibinizi adeta yetim bırakır ve yalnızlaştırır. Bununla da kalmaz, lidere “YALNIZLAŞMIŞ VE YETİM KALMIŞ” hissini yaşatır. Halbuki lider, kendi kendini yalnız ve yetim bırakmıştır. Bu da yetmez, liderler bu durumdan dolayı beklenmedik yenilgiler almaya başlar. Kendisi ve akıl ordusu sorunu, revize, değişim ve sadece kadroları sorgulamakta arar. Asıl sorun bu hastalıktır. Bu hastalık tüm bunlarla da kalmaz, tepeden tırnağa yayılır. En alttaki idareci bile bulunduğu konumunda kendini bir ilah gibi(haşa) görmeye başlar. En tepedeki kişi gibi hastalanır. Hastalık ilerledikçe buna “ŞÜPHE HASTALIĞI” eklenir. Bu kez lidere veya amire, emrindeki kişilerin onu ve koltuğunu hedef aldığı şüphesi yaşatmaya başlar. KISACASI LİDERİ DÜŞÜRMEYE GEREK YOKTUR. ÇÜNKÜ BİRİLERİ LİDERİ VEYA LİDERİN KENDİ KENDİSİNİ HEDEF ALMASINI SAĞLAYARAK YIKMAYA BAŞLAMIŞTIR. Artık çalışan sadıklar, çınardan düşen yapraklar gibi, bir bir liderin kadrosundan düşmeye başlar. Bu düşmanın resmiyete ihtiyacı yoktur. Çünkü kadronun sadakatı ve çalışma gücü, bu hastalıktan dolayı akıllarından, kalplerinden ruhlarından otomatik olarak düşer. Bu hastalıktan dolayı devleti, vatanı, bayrağı, dini, ezanı, namusu muasır medeniyete taşımakta büyük görevler yapacak kişiler arada kaynar gider. Artık düşmana bir saldırı da bulunmaya gerek kalmaz. Çünkü bu hastalık yapacağını yapmıştır. DÜŞMAN İKİ AYAK ÜST ÜSTE ATIP KAHKAHA ATARAK BU TABLOYU ŞARAP PATLATIP SEYREDERLER. TÜM BUNLAR YAŞANIRKEN DOĞU TÜRKİSTAN, MEDİNE, MEKKE, ÇEÇENYA, FİLİSTİN, MYANMAR, UYGUR TÜRKLERİ, BOSNA, IRAK, TÜRKMENLER, SURİYE, SOMALİ, YETİM VE FAKİR KAN AĞLAR VE BİZİ ÇAĞIRIR. KISACASI KANAYAN YARA BİR TÜRLÜ KAPANMAZ. ULASGEM BU DURUMA DA KESİN VE KALICI ÇÖZÜM GETİRECEKTİR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİLGİNİN BEYİNDEKİ AKIŞ ŞEMASI

Bilgi, insanoğlunun düşünme ve merak etme özelliklerinin ürünüdür. Bilginin, çeşit çeşit tanımları yapılır. Bilginin sayıca ve ulaşılabilme hızı yönüyle en zirve olduğu zamanı yaşıyoruz. Ama bilgi kirliliğinin en çok olduğu ve bilgi aracılığıyla yapılan art niyetli çalışmalarında en zirve olduğu bir dönemi de yaşıyoruz.

İnsanoğlu, gayret, istek, kararlılık, merak vb. duygularını birleştirerek farklı farklı bilgilere ulaşır. Bu bilgiler onun aklında kısa süreli veya uzun süreli olarak depolanır. Burada önemli olan bilgilerin faydasına, doğruluğuna ve zamanlamaya dikkat etmektir. Doğru ve faydalı bilgiyi sırasıyla öğrenmemiz gerekir. Bunlar gerçekleşirken, bilginin devletin uzun, orta ve kısa vadedeki hedeflerine hizmet etmesi, bunlara göre güncellenerek şekil alması; milllete hizmet etmesi, her alanda üretim yapması, sorunlara çözüm getirmesi ve icraatlar yapması gerekir. Bu şekilde bilgi devamlı güncellenerek devletin her alanda her zaman zirve de olmasını sağlar. Devletin görevi bu süreçlerikontrollü, yüzyllık plan ve programlarla yürütmesi gerekmektedir.

 

 

İNANMA SORUNU-HER ALANDA LİDERLERE VE ONLARIN YAPTIKLARININ SAMİMİYETİNE İNANMAMA

 

Çalışmak, üretmek, sorunlara çözüm getirmek ve hizmet etmek suretiyle insanlığa faydalı olmak her Müslümanın üzerine vazifedir. Bu vazifeleri İNANÇ, SAMİMİYET, KARARLILIKLA yapmak gerekir. Çünkü bu vazifeler samimiyet, inanç ve kararlılık sınırının dışına çıktığında hedefini de şaşırır. Böylelikle bir anda reklama, medyatikliğe ve kibre dönüşerek bir milletin düşmanlarının sofrasına yağ-bal olur. Toplumda kronik bir “İNANMAMA VE SAMİMİYETSİZLİK HASTALIĞI” ortaya çıkar. Artık kimse, her alanda liderlerin açıkladığı hedeflere ve samimiyetine  inanmaz. Önceki dönemlerde yaşananlara da dayanarak, bir millete “Bunlar da eskisi gibi göstermelik olarak ve reklam için yapıyor” dedirtir.  Böyle olunca da her alandaki liderler üzerine düşen görevi yapsa da, karşısındakiler kendisine kapıyı kapattığı, inanmadığı, güvenmediği için hedefe ulaşılamayacaktır. Bütün bunlar, makam, mevki, para, mal, mülk sevdasının insanoğlunu samimi inanç,kararlılık ve güven duygusundan uzaklaştırarak KİBRİN kölesi yapmasından kaynaklanır. Sonuçta her alanda bir Çanakkale Savaşı’ndaki uyanış sağlanamaz ve muasır medeniyete ulaşılamaz. İşte ULASGEM bu uyanışa önderlik yaparak hedefine ulaştıracaktır.

 

GÖRSEL VE YAZILI MEDYA KÜLTÜRÜ-ADABI

Medya, çağımızda yaşanan tüm olayları görsel ve yazılı ortama taşıyarak dünyaya ulaştıran çok yönlü bir araçtır. Bu araç, çağımızın teknolojisiyle birleşerek her alanda bireylerin, ailelerin, milletlerin ve dünyanın hayatında çok etkili vebelirleyici güç olmuştur. Maalesef ki, günümüzde bu durum olumsuz yönde kullanılarak, görsel ve yazılı medya insanlığın aklını, kalbini ve ruhunu zehirleyen veya zehirlemesine alet olan bir araç haline gelmiştir. Zulmün, hayâsızlığın, fenalığın ve haddi aşmanın sesi, gözü, kulağı ve eli haline gelen görsel ve yazılı medya, yetişen nesillerin akıl, kalp ve ruh dünyasını eline geçirerek karanlık bir dünyanın esiri haline getirmiştir. Milletin gerçek sesi olarak, zulme, hayâsızlığa, haddi aşmaya karşı duran; her alanda donanımlı, aydınlık bir dünyanın parçası olan bir nesil yetişmesi için geceli-gündüzlü çalışan güçlü bir yazılı ve görsel medyaya acil olarak ihtiyaç söz konusudur.Devletin uzun-orta-kısa vadedeki hedefleriyle eş zamanlı ve paralel hareket eden, HABERCİLİK ALANINDA MİLLETE HİZMETKAR, her alanda muasır bir medeniyetin sesi, gözü, eli, ayağı, kulağı olan bir yazılı ve görsel medya inşa edilmesi şarttır. BUNUNLA BERABER HABERCİLİK YIKICI DEĞİL, YAPICI BİR BAKIŞ AÇISIYLA VE EĞİTİCİ BİR YOL İZLENEREK YAPILMALIDIR. YANİ GÖRSEL VE YAZILI MEDYA YAPTIĞI HER HABERDE MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERE DİKKAT ETMELİ; EĞİTİCİ BİR ANLAYIŞLA,YAŞANANLARIN DOĞRUSUNUDA BELİRTEREK HABERLERİNİ SUNMALIDIR. YANİ OLUMSUZ VE YANLIŞ DAVRANIŞLARIN OLDUĞU HABERLER, EŞ ZAMANLI OLARAK DOĞRU DAVRANIŞLARDA AKTARILARAK SUNULMALIDIR. ULASGEM BU KONUDA ÖNCÜLÜK VE KONTROL MEKANİZMASI OLACAKTIR.

 

 

 

100 YILLIK SIR-NİYET

İnsanoğlunun yaptığı her işte bir niyet vardır. Bu niyet, bir ülkede birey, aile, millet ve devlet düzeyinde;bir bütün olarak her alanda tüm işlerin sonucunu belirler. Eğer bu niyet doğru değilse, işlem basamaklarının doğru olması sonucu değiştirmez. Milletimizin, “TEŞKİLATÇILIK” özelliğinin en önemli yönü hedefindeki manayı/niyeti kaybetmemesidir. Bu nedenle hedefinden sapmamış ve her seferinde kendini yenileme imkanını bulmuştur. Kurduğumuz her devlet, oluşturduğu medeniyetin devamı, ona anlam veren niyetin orijinalliğini korumasına bağlı olmuştur.

100 yıl önce ÇANAKKALE SAVAŞI’nda bizi zafere taşıyan “ALLAH İÇİN” vatanımızı, bayrağımızı, dinimizi, ezanımızı ve namusumuzu muhafaza etme niyetiydi. Osmanlı İmparatoluğu’na baktığımızda, tüm işlerinde “ALLAH İÇİN ÇALIŞMA” niyetini kaybetmeye başlamasıyla her alanda yapılan ihanetlerle yıkıldığını görebiliriz. . Düşmanlarımız, Osmanlı’yı ayakta tutan “ALLAH İÇİN” vatanı, bayrağı, dini, ezanı, namusu korumak amacıyla her alanda çalışma niyetini keşfedince, bu ruhu yıkmanın yolunu aramıştır. Araştırmalarıyla KUR’AN-I KERİM ve SÜNNETİ SENİYYE  ve ALİMLERİ  BU NİYETİN KAYNAĞI VE BESLEYİCİSİ OLDUĞUNU TESPİT ETMİŞLERDİR. Bundan sonra, bu önemli unsurların işlevini yitirmesi için çalışmalar yapmışlardır. KUR’AN-I KERİM’İ OKUYAN AMA ANLAMAYAN, NAMAZ KILAN AMA NAMAZIN RUHUNDAN, SURELERİN MANASINDAN UZAK, KURALLARI İNSANLARIN KEYFİNE GÖRE UYARLANMIŞ ILIMLI İSLAMCI BİR NESLİN TOHUMLARI ATILMAYA BAŞLAMIŞTIR. DİNİ, SURELERİN ANLAMININ BİLİNMEDEN OKUNDUĞU BEŞ VAKİT NAMAZ VE ANLAMI BİLİNMEDEN KUR’AN-I KERİM OKUNMASINDAN İBARET GÖREN İNANÇ HAYATI İNŞA EDİLMİŞTİR.BÖYLECE İNSANLAR, RUHUNDAN UZAK KALDIĞI BİR KAÇ İBADETLE YETİNİYORDU. DİNİN TEMEL BİLGİLERİNİ TAM VE DOĞRU OLARAK BİLMEKTEN UZAK, GELENEK VE GÖRENEK USULÜ BİLGİLENDİRİLEN BİR NESİL YETİŞTİRİLMİŞTİR. TÜM BU OYUNLARINI DİLLERLE İLGİLİ DÜZENLEMEYLE DESTEKLEMİŞLERDİR. OSMANLI DÖNEMİ’NDE TÜRKÇE, ARAPÇA, FARSÇA VE DİĞER DİLLERLE BESLENEN BİR MİLLET, BİR TEK TÜRKÇE İLE YETİNMEK ZORUNDA BIRAKILMIŞTIR. HALBUKİ BU MİLLETİN TÜRKÇE, ARAPÇA VE FARSÇANIN HARİCİNDE DE İNGİLİZCE, FRANSIZCA, ALMANCA VB. TÜM DİLLERE AÇIK BİR KAPISI VARDI.  ŞU ANDA TÜRKÇEYİ DE YABANCI DİLLERİ DEHEDEFİNDEN UZAK YARIM YAMALAK BİLEN  BİR NESİL YETİŞTİRDİK. KENDİMİZE “TÜRKÇE’Yİ VE DİĞER DİLLERİN KAÇINI GERÇEKTEN TAM OLARAK BİLİYORSUN?” DİYE SORMALIYIZ. BÖYLECE, ÖZÜMÜZDEN UZAKLIĞIMIZIN BOYUTU DA ORTAYA ÇIKACAKTIR.

Diğer İçerikler  Dünyada 821 Milyon İnsan Aç Yaşıyor..

Çanakkale Savaşı, bizim için bir sıfır noktası ve yeniden diriliş için bir fırsattı. Bu fırsatı millet olarak değerlendirerek düşmanlarımızı tüm oyunlarıyla geldikleri gibi geri gönderdik. Ama yukarıdaki tuzakları farklı versiyonlarıyla yaşadık. Buna liderlerimizi alet ederek yüzyıllık kutuplaşmaların tohumlarını attılar. Geçmişten bugüne gelen liderlerin dönemlerini iftirai söylemlerle sorgulattılar. Sahte kaynaklarla ve bu kaynakların mimarlarının türlü oyunlarıyla halkımızı fitne ortamına çektiler. Bir anda Hz.PEYGAMBER(S.A.V.), KUR’AN-I KERİM, SÜNNETİ, SENİYYE, ALPARSLAN, FATİH SULTAN MEHMET, METE HAN, GAZİ MUSTAFA KEMAL, YAVUZ SULTAN SELİM, II.ABDULHAMİD VS. LİDERLER VE DEĞERLERİMİZİN HEM İÇİ BOŞALTILMIŞ HEM DE MİLLETİMİZ AKIL KALP VE RUHLARINA GİZLİ BİR DÜŞMANLIK TOHUMU EKTİLER. HER FIRSATTA BU LİDERLER VE DEĞERLERİMİZ ÜZERİNDEN SALDIRILAR YAPILARAK “ALLAH İÇİN” VATANIMIZ, BAYRAĞIMIZ, DİNİMİZ, EZANIMIZ VE NAMUSUMUZUN BEKASINI SAĞLAMAK AMACIYLA HER ALANDA ÇALIŞMAMIZIN, ÜRETMEMİZİN, ÇÖZÜM BULMAMIZIN, HİZMET ETMEMİZİN, İCRAATLAR YAPMAMIZIN ÖNÜNE GEÇİLDİ. BÖYLECE HER YERİNDE SAYAN BİR DEVLET KURULMASINA NEDEN OLDULAR.

HALBUKİ, ÇANAKKALE SAVAŞI’NDAKİ “ALLAH İÇİN” VATANIMIZI, BAYRAĞIMIZI, DİNİMİZİ, NAMUSUMUZU, MİLLETİMİZİ, GELECEĞİMİZİ, GENÇLİĞİMİZİ KORUYARAK HER ALANDA BU NİYETLER  ÇALIŞMA, ÜRETME, ÇÖZÜM BULMA, İCRAATLAR YAPMA VE MUASIR MEDENİYET KURMA RUHUMUZU YENİDEN CANLANDIRIRSAK DÜNYAYI AVUCUMUZUN İÇİNE ALIP YENİDEN KURARIZ. BU NOKTA DA DEVLETİMİZİ YÖNETEN LİDERLERİMİZE HER ALANDA TAM DESTEK VERMELİYİZ. BU SİYASET ÜSTÜ BİR GÖREVDİR.

ULASGEM, ÇANAKKALE BİLİNCİYLE LİDERLERİMİZLE BERABER HAREKET EDEREK ÜLKEMİZİ MUASIR MEDENİYETETAŞIYACAKTIR.

 

 

 

 

TEFTİŞ, SÜZGEÇ-KİLİTLEME

İnsanoğlu, her zaman nefs(dürtü) ve şeytanın tuzaklarıyla karşı karşıyadır. Bu iki düşman, insanoğlunu devamlı gayri meşru yollara teşvik eder. İnsanoğluna keyfine düşkün, imanı ve ahlakı yapısı zayıf ise bu tuzaklara düşer. İş hayatında da nefs ve şeytanın tuzaklarıyla karşı karşıya kalırız. Nefs ve şeytan insanoğlunu haram ve gayrimeşru kazanç yollarına, insanlığa zulme, adaletsizliğe, torpile/kayırmaya, türlü türlü hayasızlık ve fenalıklara davet eder. Mevcut şartlar buna uygun ise tüm bu olumsuzluklar hızla gerçekleşir ve yayılır. Önü alınmadığında gayri meşru tüm yollar toplumun tamamında meşrulaşmaya başlar. Haram helalleşmeye, helal harama dönüşür. Toplum Allah’ın emir ve yasaklarına, devletin kanunlarına kayıtsız kalmaya başlar. İman ve kanunlar, fonksiyonunu yitirir. Ar perdesi yırtılır. İnsanoğlu, kendi kendine kanunlar ve inançlar inşa edip insanlığa enjekte etmeye başlar. Sapıklıklar, meşrulaşır ve hatta radikal savunulan inançlar haline gelir. Toplumun maddi ve manevi yapısı çöker. Aile müessesesi geçerliliği yitirerek günlük ve sapıklık noktasındaki ilişkiler başlar.

BİR ÜLKE DE, TAVİZSİZ, KATI, SİYASİ VE SİVİL GÜÇ TARAFINDAN MÜDAHALE GÖRMEYEN, SADECE KANUNLARA VE MİLLETİN İNANÇLARINA TABİ BİR TEFTİŞ VE DENETLEME SİSTEMİ TOPLUMUN HER ALANDA GARANTİSİ OLUR. TÜM KURUMLARIN TABİ OLDUĞU, SÜREKLİ TEFTİŞ VE DENETİM ALTINDAKİ BİR TOPLUM TAVİZSİZ HER ALANDA MİLLİ, MANEVİ VE EVRENSEL DEĞERLERLE HAREKET EDER. ADALET, TOPLUMUN TEMELİ HALİNE GELİR. BÖYLECE DİNİ, DİLİ, IRKI VS. NE OLURSA OLSUN, HERKES TAVİZSİZ DEVLETİN KANUNLARINA TABİ OLUR. ADALET VE GÜVEN ORTAMININ TESİSİ İLE GERÇEK HUZUR YAŞANIR.

ULASGEM, BU HUZURU İNŞA EDECEK GÜÇLÜ, BAĞIMSIZ, DOKUNULMAZ, GÜVENLİK BİRİMLERİ VE MİT DESTEKLİ TEFTİŞ VE DENETLEME MEKANİZMASINI KURACAKTIR.

 

 

 

 

 

 

 

 

LİDERLERİN HER MEKANDA REHBERLİK YAPMASI

 

Liderlik, güç sahibi olup emir vermek değildir. Liderlik;

  • Hizmetkarlıktır,
  • Alçakgönüllülüktür,
  • Empatidir,
  • Kendini en sona bırakmaktır,
  • Önce millet demektir,
  • İmandır,
  • İnançtır,
  • Kararlılıktır,
  • Her alanda donanımlı olmaktır,
  • Vatan, bayrak, devlet, din, ezan ve namus sevdasıdır,
  • Şehadettir,
  • Adalettir,
  • Kanaattir,
  • Az yemektir,
  • Az konuşmaktır,
  • Az gülmektir,
  • Az uyumaktır,
  • Doğruluktur,
  • Dürüstlüktür,
  • Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak düşünmek ve bu doğrultuda karar alıp uygulamaktır,
  • Milletin sesine kulak vermektir,
  • Bizzat dinlemektir, düşünmek, karar vermek ve uygulamaktır,
  • Ailece şatafat ve lüksten uzak durmaktır.
  • Milleti bıktırmamaktır,
  • Önce hizmettir,
  • Önce üretimdir,
  • Önce çözümdür,
  • Önce icraattır,
  • Devamlı arka planda olmaktır,
  • Meydanda ve iş hayatının her anında ekibiyle yan yana olmaktır,
  • Allah korkusudur,
  • Zalime karşısında aslan, mazlumun karşısında hizmetkâr olmaktır,
  • Makam, mevki, mal ve mülk sevdasından uzak durmaktır,
  • Evrensel değerlere saygıdır,
  • Kendisine, ailesine, milletine ve dünyaya değer vermektir,
  • Fakir, Yetim ve gariban olmaktır,
  • Tüm Müslümanlar gerçek huzura kavuşuncaya içi kan ağlamaktır,
  • Mekke, Medine ve Kudüs’ün kölesi olmaktır,
  • YARADILANI YARADANDAN ÖTÜRÜ SEVMEKTİR.

HER ALANDA LİDER KONUMUNDAKİ KİŞİLER, BU MADDELER DOĞRULTUSUNDA EMRİNDEKİLERE VE BULUNDUĞU YÖREYE REHBERLİK EDEREK GERÇEK HUZURU TAHSİS ETMELİDİR. ULASGEM LİDERLERİ BU MADDELER DOĞRULTUSUNDA YÖNLENDİREREK TÜM DÜNYAYA, ÜLKESİNE, İLLERİNE, İLÇELERİNE, KÖYLERİNE REHBERLİK YAPMASINI SAĞLAYACAKTIR.

 

HAKİKATTEN KAÇAMAZSINIZ!

Tabiat, ilkbaharda bir anda kendini gösterirken, sonbaharda da bir süreliğinedinlenmeye çekilir. İnsanoğlu da tabiat gibidir. İlkbahar gibi doğar, yaşar ve sonbahar gibi ölerek mezara çekilir. Yeniden dirileceği günü hesap gününü beklemeye başlar.

Bu durum, nefsimizin-dürtülerimizin-kabul etmek istemediği ve hoşuna gitmeyen bir hakikattır. Böyle bir gerçek gözümüzün önünde gerçekleşirken dünya nimetlerinin kölesi olup YÜCE ALLAH’ın varlığını inkar ederek O’nun emir ve yasaklarına uymamak ancak cehalet ve ahmaklıktır. Ayrıca bedenindeki yaşlanmayı her gün hem aynadan görüp hem de aklen, kalben ve ruhen hissedip hakikatı inkar etmek tam bir zifiri karanlıktır. Bu tıpkı güneşe ay, aya güneş demek gibidir. İnsanoğlu, hakikatı görüp, her alanda donanımlı olarak milli ve manevi değerleri hayatın her yerine işlemelidir.  Hakikat, insanoğluna hayat boyu gerçeklerle yaşamayı sağlar. Böylece GERÇEK HUZURA kavuşur. Tüm insanlık gördüğü hakikati kabul edip Allah’ın emir ve yasaklarına tabi olmalıdır. Bu “SANA NE, SENİ NE İLGİLENDİRİR, HAYAT BENİM,HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN ASILIR” gibi ahmakça sloganlar geçiştirilemez ve bir devletin her alanda kıyamete kadar devam edecek bekasını tehlikeye atamaz. ULASGEM İNSANOĞLUNUN HAKİKATI BENİMSEYİP İÇSELLEŞTİREREK SAMİMİYETLE YAŞAMASINI SAĞLAYACAKTIR.

 

 

 

DİL-DİN DUVARI

 

Dil, insanoğlunun dünyaya açılan kapısıdır. Bu kapı sayesinde tüm dünya ile iletişim kurabilir. Ayrıca dil, insanoğlunun kitaplarla arasındaki bir köprüdür. Bu köprü sayesinde kitaplarla buluşarak hemhal olur. Bu köprü sayesinde her alanda donanımlı olur. Milli ve manevi değerlerine bu köprü ile kavuşur. Kitaplarda insanoğlunun hayatında köprü görevi üstlenir. İnsanoğlu, dini ile arasında bir köprü olan kitaplar sayesinde Rabbinin emir ve yasaklarına uyarlar. Böylece kulluk vazifelerini yerine getirirler.

 

Müslümanlarla, İslam dini arasındaki köprü olan kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim Arapça’dır. Arapça ile Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i okuyup Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uyarlar. Kısacası Müslümanların Kur’an-ı Kerim’i anlaması, yaşaması, yaşatması ve nesilden nesilden aktarmasının anahtarı Arapça’dır.Eğer Arapça’yı Müslümanların elinden alırsanız, İSLAM İLE MÜSLÜMANLAR ARASINA DİL DUVARI ÖRERSİNİZ. BU DUVAR DOLAYISIYLA MÜSLÜMANLAR, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNDEN MAHRUM KALIR. SADECE GÖRÜNÜŞTE MÜSLÜMAN OLARAK YAŞARLAR. RUHSUZ VE MANASIZ BİR MÜSLÜMANLIK ORTAYA ÇIKAR. BÖYLE BİR MÜSLÜMANLIK, KİTABINI ANLAMAKTAN UZAK OLDUĞU İÇİN, İSLAM’IN İÇİNİ BOŞALTARAK KEYFİNE GÖRE BİR DİN ÜRETİR. BÖYLE BİR MÜSLÜMANLIK, HER TÜRLÜ TEHLİKEYE AÇIKTIR. ÇÜNKÜ BÖYLE DURUMDA MÜSLÜMANLARIN İMANI ZAYIF OLUR. MÜSLÜMAN, GÜCÜNÜ DE İMANDAN ALIR. İMAN, DİNİ EN İYİ ŞEKİLDE TANIMA VE ANLAYARAK SAMİMİYETLE YAŞAM HALİNE GETİRME İLE YEŞERİR VE GÜÇLENİR. BÜTÜN BUNLARLA BERABER BÜYÜK MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARININ YAZDIĞI DİNİ KİTAPLAR ARAPÇA’DIR. EĞER DİNİMİZİ ANLAYARAK, SAMİMİYETLE YAŞAMAK, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNE BAĞLI BİR NESİL İNŞA ETMEK İSTİYORSAK, ARAPÇA’YI KÜÇÜK YAŞLARDA DİN DİLİ OLARAK ÖĞRETMEK ZORUNDAYIZ. ÇOCUKLARIMIZIN DİNDARLIĞI İLE VATAN, BAYRAK, DİN, EZAN VE NAMUS SEVDASI, HER ALANDA DONANIMLI OLMASI BİRBİRİYLE DOĞRU ORANTILIDIR. GÜÇLÜ İMAN SAHİBİ BİR MÜSLÜMAN TÜRK GENCİ, OTOMATİK OLARAK GECELİ-GÜNDÜZLÜ ÇALIŞIR, HER ALANDA DONANIMLI OLUR, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİNE BAĞLI KALIR.

GÜNÜMÜZDE KONUŞMA DİLİMİZ TÜRKÇE BAŞTA OLMAK ÜZERE, ARAPÇA VE DİĞER DİLLERE TAM VAKIF DEĞİLİZ. YANİ TÜRKÇE’Yİ KULAKTAN DUYMA VE OKULDAN ÖĞRENDİĞİMİZ KÜÇÜK BİR KELİME DAĞARCIĞIYLA KONUŞUYORUZ. DİNİMİZ İLE ARAMIZDAKİ KÖPRÜ OLAN ARAPÇA’YI BİLMİYORUZ. BU NEDENLE KUR’AN-I KERİM’İ, İSLAM’I, ALLAH’I VE PEYGAMBERİMİZİ ANLAMAKTAN UZAĞIZ. İNGİLİZCE, FRANSIZCA, RUSÇA, JAPONCA VS. DİLLERİ BİLMİYORUZ VEYA YARIM YAMALAK BİLİYORUZ. BU NEDENLERLE YABANCILARLA YARIŞAMIYORUZ. ÇÜNKÜ HER İKİ KANADIMIZ, YANİ HEM AKLİ HEM MANEVİ KANADIMIZ KIRIK DURUMDA. ULASGEM, MÜSLÜMANLARI KONUŞMA DİLİ OLARAK TÜRKÇE’YE, DİN DİLİ OLARAK ARAPÇA’YA, HER ALANDA KULLANILMAK ÜZERE TÜM DİLLERE TAM MANASIYLA ULAŞTIRACAK MERKEZDİR.

 

 

 

KADIN HAKLARI

 

Kadın, bir neslin mimarları olan emanetçilerdir. Çünkü onlara bir nesil emanet edilir. Onlar kendinden gelen soyu bir çömlekçi gibi şekillendirir. Daha sonra bu emanetçilik görevini bilim dünyası ile beraber devam ettirir. Kadın, dünyanın mahremi ve kutsalıdır. Çünkü kadın bir evin sırlı dünyası ve namus bekçileridir. Bir devletin, vatan, bayrak, din, ezan ve namus aşkının nakkaşlarıdır. Onlar, bir hattat gibi, evlatlarımızın hayatına vatan, bayrak, din, ezan ve namus sevdasını yazarlar. Yeri gelir, Çanakkale Savaşı’nın Fatma Anaları, Medine’nin Hz.Hatice’si, geceli-gündüzlü emanet evlatlarımızı besleyen kutsal elleri ve bir milletin AHLAK ÖĞRETMENİ olurlar. Onlar hayatlarıyla “HAYÂNIN” temsilcileridir. Onlar, bütün insanlığın annesidir.

KADIN;

  • İNSANLARIN ZEVK ALETİ DEĞİLDİR. YAZILI VE GÖRSEL MEDYANIN PARA KAZANMAK İÇİN KULLANDIĞI MAL DEĞİLDİR.
  • KENDİSİNİ VE AİLESİNİ UNUTTURAN YÜZYILIN AĞIR İŞLERİNDE GECELİ-GÜNDÜZLÜ ÇALIŞAN ROBOTLARI DA DEĞİLLERDİR.
  • BİRKAÇ SAATLİK VEYA SANİYELİK ZEVKİN KÖLESİ DEĞİLDİR.
  • HAYAYI, HAYATLARIYLA-ALLAH’IN EMRETTİĞİ ŞEKİLDE-İNSANLIĞA ANLATAN ÖĞRETMENLERİDİR.
  • EŞİNİN, HER YÖNÜYLE BİRİCİĞİDİR.
  • BAŞKALARININ NEFSİNİ KABARTIP ONLARIN ÇİRKİN NİYETLERİNE ALET OLAN BİR KÖLE DE DEĞİLDİR.

 

BU NEDENLERLE KADINA, KENDİSİNE VE AİLESİNE HER YÖNÜYLE DEĞER VERİP İLGİLENECEĞİ BİR ZAMAN DİLİMİ VE MADDİ İMKANLAR SUNULMALIDIR. KADININ, KENDİSİNE DEĞER VEREREK VE ÖZELİNİ KORUYARAK HER ALANDA DONANIMLI YETİŞECEĞİ ÖZEL EĞİTİM KURUMLARI AÇILMALIDIR. KISACASI KADINA KUTSAL OLMASININ GEREĞİ, KUTSALLIĞINI KORUYARAK YAŞAYACAĞI İMKANLAR SUNULMALIDIR. ULASGEM, KADININ KUTSALLIĞINI YAŞAYACAĞI BİR YAŞAM ALANI VE İMKANLARININ OLUŞMASINI SAĞLAYACAKTIR.

 

 

 

DİN VE BİLİM ADAMLARININ GÖREV ŞUURU

Bilim ve din dünyasının ehil insanları, bir ülkeyi muasır medeniyete taşıyacak olan kandillerdir. Gündüzü aydınlatan bir güneş, geceyi aydınlatan bir dolunaydır. Her alanda yetişmiş bilim adamları, bulunduğu kulvarda kendisine, ailesine, milletine ve devletine karşı sorumludur. Yaşanan olumlu ve olumsuz her olay, hizmet, çözüm, üretim ve icraattan otomatik sorumluluk üstlenir. Günümüzde binlerce bilim adamımızın olmasına rağmen, cumhuriyetimizin yüzyıllık bilim tarihi HER ALANDA ZİRVEYE ULAŞAMAMIŞTIR. Diyanette yer alan din adamları binlerce olmasına rağmen, her zaman dini bilgisi çok zayıf bir nesil yetişmiştir. Elindeki yarım bilginin ruhundan da uzak olarak yetişen nesiller-bu durumun sonucu olarak-tüketici, sorun üreten, hezimete uğrayan bir yaşamın parçası olmuştur. Ayrıca her alanda donanımdan ve manevi değerlerden uzak olan bu nesillerin hayatı; her türlü hayasızlık, fenalık ve haddi aşma karşısında yenilgiye uğrayarak akıl, kalp ve ruh dünyasını karanlığa esir bırakmıştır. Cami görevlilerimizin ve eğitim dünyamızın hem akıl, kalp ve ruh gücünü sorgulaması hem de bu gücündeki eksiklikleri gidermesi gerekmektedir. Daha sonra insanımıza, din ve eğitim hayatında gündüzün güneşi gecenin dolunayı olmalıdır.  ULASGEM, HER ALANDA YETİŞMİŞ EĞİTİM VE DİN DÜNYASININ EHİL İNSANLARINI HAREKETE GEÇİREREK İNSANIMIZA HEM GÜNEŞ HEM DOLUNAY OLMASINI SAĞLAYACAKTIR.

 

 

 

 

 

 

BİR MEDENİYET NE İLE BAŞLARSA ONUNTERSİYLE BİTER

İnsanoğlu, vatan topraklarında kuracağı medeniyetİ inşa etmek için bir temel kazar. Bu temele ne yerleştirirse bekası da ona göre değişir. Temelinde zulüm, sömürge, katliam, terör, yetimin ve fakirin açlığı, mazlumun ahı olan bir medeniyeti; temeline Hakk’ı, hakikatı, merhameti, yardımlaşmayı, insanlığı evrensel değerlerle kucaklamayı, fakirin, yetimin, garibanın ve mazlumun mutluluğu yerleştiren bir başka medeniyet yıkar. Kısacası kendisinin tersiyle duman olur. Bugün insanlığı birbirine düşürerek çıkardığı kaosla silah pazarı oluşturan medeniyetler, yaptıklarıyla tarihe gömülecektir. ULASGEM BU EVRENSEL VE MANEVİ DEĞERLERİN ORİJİNAL HALİYLE İNSANLIĞA KONTROLLÜ, KESİN VE KALICI SUNARAK BİRLİK VE BERABERLİĞİ TESİS EDEN; TEMELİNDE HAKK’IN, HAKİKATIN, MERHAMETİN, YARDIMLAŞMANIN, EVRENSEL DEĞERLERİ KUCAKLAMANIN, FAKİRİN, MAZLUMUN VE YETİMİN MUTLULUĞUNUN OLDUĞU MEDENİYETİ KURACAK MERKEZDİR.

 

 

AKLİ VE DİNİ İLİMLER

İnsanoğlu, akıl, kalp ve ruh sahibidir. Yaşamını bunu göz önünde bulundurarakgöre şekillendirmek zorundadır. Aklını, ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayacak maddi ve manevi bilgilerle donatmalıdır. Hem bedeni hem manevi ihtiyaçlarını karşılayacak bilgilerle donattığı aklını kullanarak kalbini imanla ruhunu Allah aşkıyla doyurmalıdır. Ancak günümüzde insanoğlu, aklını dürtülerine esir hale getirerek keyfinin istediği şekilde kalbini ve ruhunu donatmaya çalışmıştır. Kalbi ve ruhu, yaratılışına ters olan bu durumdan dolayı karararak insanoğlunu hem kendisine hem dünyaya zulüm yapmasına neden olur. Halbuki insanoğlu, ampule elektrik verircesine, akli ilimleri dini ilimlerle anlamlandırmalıdır. Böylece hem kendisi, ailesi ve milleti hem de tüm dünya aydınlanır.

Dini ilimler akli ilimleri aydınlatan bir elektrik görevi yapar. Bu elektriğin üretildiği yer, Kur’an-ı Kerim ve sünneti seniyye barajıdır. Kur’an-ı Kerim ve sünneti yaşandıkça bu baraj dolar ve insanlık aydınlanır. ULASGEM BU DİNİ İLİMLER BARAJINI İNŞA EDİP ELDE ETTİĞİ ELEKTRİĞİ AKLİ İLİMLERE SUNARAK TÜM DÜNYAYI AYDINLATACAKTIR.

 

 

 

 

 

KURUMSAL SİYASET

Siyaset, bir lider yetiştirme ve hizmete sunma kurumudur. Ancak günümüzde,bir liderlik okulundan daha ziyade bir makam, mevki, mal veya mülke ulaşmak için kullanılan legal/illegal yol, yöntem ve teknikleri olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanoğlu, halkın desteğini sağlamak için her türlü legal ve illegal yol, yöntem ve tekniği “siyaset” olarak tanımlayarak “liderlik kurumundan” mahrum kalmıştır . Halbuki siyaset, her alanda donanımlı, milli ve manevi değerlere sımsıkı bağlı;vatanı, bayrağını, dini, ezanı, namusu için her zaman ölmeye hazır liderler yetiştiren kurumdur. Fakat geçmişten bugüne, çoğunlukla mesleki ve manevi donanım açısından belirli kriterleri olmaksızın, para ve nüfuzun öncelikli olduğu bir müessese haline gelmiştir. Bu durumun sonucunda devletler her alanda kronik maddi ve manevi yaralar almıştır. Sorunlar çözümsüz hale gelmiş, üretim tüketime, hizmet hezimete, icraat yıkıma dönüşmüştür. Sonuç olarak siyaset, liyakata aykırı mesleki yerleştirmenin adı haline gelmiştir. Bu, sistemsel bir sorun olması nedeniyle kurumsal bir müdahale ile düzelebilir. ULASGEM BU KURUMSAL MÜDAHALEYİ YAPARAK, HER ALANDA DONANIMLI, MİLLİ VE MANERLERİNE BAĞLI, VATANI, BAYRAĞI, DİNİ, EZANI VE NAMUSU İÇİN HER ZAMAN ÖLMEYE HAZIR PERSONEL YETİŞTİRECEK SİYASET KURUMUNU OLUŞTURACAKTIR.

 

 

 

 

 

 

DİNİ GRUPLAR

İnsanoğlu akıl, kalp ve ruh sahibidir ve yaratılanların en üstünüdür. Sahip olduğu akıl, kalp ve ruh her zaman huzuru arar. İşte bu huzurun gerçek adresi, DİNDİR. Günümüzde bu huzura vesile olan din, İSLAM’dır. İslam, insana rabbini tanıtan, onu rabbine kavuşturan, hamd ve ibadet etmesini sağlayan bir hakikat, düzen ve kurallar bütünüdür.

Tarih boyunca, İslam toplumunda bulunulan koşullardan kaynaklanan, Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’ye kesin bağlı olarak, farklı uygulama şekilleriyle, yol, yöntem ve tekniklerle karşılaşılmıştır. Tarikat, cemaat vb. kapsamında Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyyeye kesinlikle bağlı kalınarak çeşitli , uygulama şekilleriyle, yol, yöntem ve tekniklerle İSLAM dini hayatta tatbik edilmiştir. Bu tarikat ve cemaatlerin devletlerin düzeninin ve bunun devamının sağlanmasında da büyük rolleri olmuştur. Genel bir ifade ile dini grup olarak nitelendireceğimiz tarikat ve cemaatlerin, insanoğlunun akıl, kalp ve ruh dünyasının huzuru, dengesi, düzen ve disiplininin sağlanmasında büyük rolü vardır. Günümüzde çeşitli stk çatısı altında yaşam bulan dini gruplar, Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’ye uygunluğunun mükemmelliğiyle bir milleti muasır medeniyete; Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’ye ters bir zillet durumuyla bir milleti karanlığa gömebilecek yönü vardır. Dini gruplar, siyasete ve yönetime müdahale etmeye, mensup kişilerin siyasetçileri ve yönetimin çıkarlarına alet olmaya, bir para kaynağı olmaya başladığında millet ve devlet her alanda madden ve manen sarsılmaya başlar. ULASGEM, dini grupların en orijinal haliyle devletimizin kısa-orta ve uzun vadedeki tüm hedeflerine ulaşması yolunda çalışmasını ve böylece devletimizin-geçmişten bugüne- manevi sigortası haline gelmesini sağlayacaktır.

 

 

 

STK’LAR

Günümüzde yaşam şartları insanların çeşitli alanlarda “HAKLARINI VE BULUNDUĞU ALANI SAVUNABİLME VE KORUYABİLME” ihtiyacını gündeme getirmiştir. Bu da insanları sivil toplum kuruluşlarını kurmaya zorunlu bırakmıştır. Ayrıca insan topluluklarının en profesyonel şekilde yönetilmesi için sivil toplum kuruluşları devletler tarafından özellikle desteklenmiştir. Toplumsal çatışmalarda uzlaştırıcı görev yürüten stk’lar, devletin her alanda her türlü tehlikeye karşı korunmasında aktif rol alır. Ancak bu kuruluşların kontrol dışına çıkınca, devletin kısa-orta-uzun vadedeki hedeflerine ulaşma yolunda her alanda büyük engeller ortaya çıkarırlar. STK’ların  özellikle fikri, kalbi ve ruhi yönüyle insanları yöneterek, harekete geçirme ve istediği şekilde kullanma özelliği vardır. STK’lar bu yönüyle hem çok kritik beşeri dalgalanmalara neden olabilirler. BU DALGALANMALARIN, HER ALANDA MADDİ VE MANEVİ BUNALIMLARIN ÖNÜNE GEÇMEMİZ;   MİLLİ DEVLET OLMA YOLUNDA, TÜM STK’LARIN MİLLİLEŞMESİ GEREKMEKTEDİR. YALNIZ ÜLKEMİZDE BAZI STK’LAR RESMİ VE MANEVİ KURALLARIN DIŞINA ÇIKARAK DEVLETİMİZİN KISA-ORTA-UZUN VADEDEKİ HEDEFLERİNİN ÖNÜNDE ENGEL TEŞKİL ETMEKTEDİR. BUNUN NEDENİ STK’LARIN KURULUŞ AMACININ DIŞINA ÇIKARAK RUHUNU, MANASINI VE MAKSADINI YİTİRMESİDİR. BU NEDENLE STK’LARINDA MİLLİ DEVLET OLMA YOLUNDA SIFIRLANMASI GEREKMEKTEDİR. BU SIFIRLANMA SÜRECİNDE STK KURULUŞ KRİTERLERİ BAŞTAN SONA YENİLENMELİ, ÇOK GÜÇLÜ BİR KONTROL VE DENETİM MEKANİZMASI OLUŞTURULMALIDIR. ÖZELLİKLE SİYASET VE EKONOMİNİN HAKİMİYETİNE GİRMEMELİDİR. DEVLETİMİZİN, MİLLETİMİZİN, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERİMİZİN EMRİNDE OLMALIDIR.

 

MİLLET VE SİYASET

Dünyadaki siyaset, bugünkü haliyle bir katildir. Hoşgörünün, saygının, sevginin, anlayışın, doğruluğun, dürüstlüğün, ahlakı ve evrensel değerlerin celladıdır. Çünkü, dünyadaki siyaset “hakikatten” mahrumdur. Hakikatten mahrum olan siyaset, dünyaya zulüm, savaş, katliam, açlık, sefalet, hayasızlık, fenalık ve haddi aşmaktan başka bir şey sunmaz. Dünyadaki siyaset, insanoğlu üzerinde kurmak istediği saltanatı elde etmeye yönelik şeyleri insanlığa sunar. Yani dünya siyaseti, İKİ YÜZLÜDÜR. Gücü ele geçirince samimiyetini ve evrensel değerleri yitirerek art niyetli hedeflerini icra etmeye başlar.Ne acıdır ki, insanoğlunun bir kısmı bu tabloyu bir yol, yöntem ve teknik olarak kabul ederek içselleştirmiştir.

Diğer İçerikler  İsrail Güney Sudan'da Fitne Tohumları Ekiyor..

Bir devlet, milletine siyaset yapmaz. Siyaset, bir devletin düşmanlarına karşı yapılır. Çünkü bir millet, her alandaki donanımı, bilinci, milli ve manevi değerlere bağlılığıyla doğru kişiyi seçecek özelliğe sahip olmalıdır. Bu, bir devlette normal şartlarda olması gereken durumdur. Yani bir devlette lider adayları, millete adeta rüşvet verircesine, vaatlerde bulunarak oy satın almaya çalışmamalıdır. Oy kazanabilmek için yapılan bir siyaset, milleti de çıkar karşılığı oy kullanmaya alıştırır. Yani anormal durumlar normalleşmeye başlar. BU DURUM BİR DEVLET İÇİN, SONUN BAŞLANGICI VE DÜŞMANLARIN BEKLEDİĞİ FIRSATTIR. ULASGEM HER ALANDA DONANIMI, BİLİNCİ, MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERE BAĞLILIĞI İLE DOĞRU SEÇİMİ YAPACAK BİR MİLLETİ KALICI OLARAK İNŞA EDECEKTİR.

 

 

 

BANA BAKTIĞINIZDA NE ANLIYORSUN-SOSYAL AĞLAR-

İnsanoğlu, teknolojinin gelişmesiyle çeşitlenen cihazlarla uğraşırken zamanının büyük bölümünü de heba ediyor. Bilgisayar ve akıllı telefonlarla internet erişiminin kolaylaşmasıyla adeta insanlık katliamı başlamıştır. Yani ilişki deyince akla gelen saygı, sevgi, hoşgörü, anlayış, adalet, barış, eşitlik, ahlak vb. gibi değerler elektronik ortamda yaşanmaya çalışılınca insanoğlu manen adeta kıyıma uğrayarak robotlaşmıştır. Kısacası bu değerler, teknoloji sayesinde manasını yitirmiştir. İnsanlar yaptıkları hizmet ve icraatları, üretimleri ve sorunlara getirdiği çözümleri sosyal ağlarda paylaşarak insanlar üzerinde her alanda bir hakimiyet elde etmeye çalışmaktadır. Son zamanların en yaygın modası haline gelen bu tablo,maalesef ki, samimiyet duygusunu yerle bir etmiştir. EMPATİ DUYGUSUNU yitirmiş olan insanoğlu, paylaştığı şeylerin içindeki kirli niyetininanlaşıldığını bile bile, görenleri kandırabileceğini zannediyor. Kendi elleriyle adeta sosyal ağları bir hapishane haline getirip kendini buraya mahkum eden insanoğlu, bu ağlarda gezen art niyetli güçlerin kenardan köşeden almış olduğu kıytırık bilgilerle yanlış yollarda yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bunda da başarılı olmaktadır. Çünkü milli ve manevi değerleri doğrultusunda her alanda geceli gündüzlü çalışanlar bu konumlarını ve sorumluluğu unutup,art niyetlileri muhatap alarak, boy boy poz verme hastalığına kapılmıştır. Böylece art niyetli çevrelerin, tuzaklarına düşerek kibir, gurur, güç, makam ve mevki tutkunu olmaktaddırlar. Halbuki onların yaptıkları hizmetler, icraatlar, üretimler ve sorunlara getirdikleri çözümlerin asıl muhatabı gözler değil, MANA ALEMİNİN MUHATABI OLAN KALPLER VE RUHLARDIR.  ULASGEM, tüm hizmet, üretim, icraat ve çözümleri-içine samimiyeti ve manayı işleyerek-gönüllere ve ruhların hizmetine sunacaktır. Bu kıyamete kadar unutulmayan bir gönül ve ruh hizmeti haline dönüşecektir..

 

 

 

ASOB

Aile, bir devletin temel taşıdır. Aile, vatan, bayrak, din, ezan, namus için beka belgesidir. Bu belge de yazılanlar devletin her alanda geleceğidir. Bu belgeyi, her alanda gerekli, doğru, faydalı bilgilerle ve manevi değerlerle donattığınızda devlet her alanda kalıcı bir zirveye ulaşır. Buraya kadar her şey güzel ve herkes bunu söylüyor. Bundan dolayı da art niyetli iç ve dış güçler, aile kurumumuzu her alanda her türlü yol, yöntem ve teknikler-hatta her türlü sapıklıkla-hedefe almışlardır. Bu doğal bir durumdur. Onlar düşman olmanın gereği olarak kötülüğün temsilciliğini hakkıyla yapıyorlar.

PEKİ, BİZ, HAKK’IN VE HAKİKATIN TEMSİLCİLİĞİ LAYIKIYLA YAPIYOR MUYUZ?

-KESİNLİKLE HAYIR.

5N1K ile de ilerlesek düşüncelerimiz eylem noktasında sona eriyor. Eylem noktasında herkes bir neden veya  geçiştiren bir çözüm ile topu karşısındakine atarak kenara çekiliyor. Millet olarak bu noktada topyekun harekete geçmeliyiz. Bunun için bir yol haritası belirlemeliyiz. Bu yol haritasını sabitledikten sonra, belirlediğimiz kısa-orta-uzun vadedeki hedeflere emin adımlarla korkmadan-çekinmeden eze eze yürümeliyiz.

Aile, her alanda bir devletin ulaşacağı noktayı da gösterir. Eğer aile-beka-belgesinde “DEVLETİN HER ALANDA GELECEĞİNE HİZMET EDEN NİTELİKLER” varsa, devletin ihtiyacı olan insan gücü de istenen özellikleri taşır. DEVLETİ, MUASIR MEDENİYETE TAŞIYACAK İNSAN GÜCÜ OLAN GENÇLİĞİMİZ, AİLE BELGESİNDEKİ NİTELİKLERLE YETİŞİR. Ailelerin yetiştirdiği gençliğimiz, geleceğin her alanda donanımlı ve manevi değerlerine bağlı esnafı, çiftçisi, öğretmenleri, bilim adamları, doktorları, hakimleri, valileri, bakanları, başkanlarıdır. Buraya kadar heyecanla klasik bir şekilde anlattık.

 

PEKİ, NE YAPACAĞIZ?

Aile konusunda attığımız tüm adımlarda iki taşı yerine oturtamadığımız ve bir bütün olarak hareket etmediğimiz için çark dönmemiştir. Bu taşlardan biri akademik kadro, diğeri ise ailelerdir. Akademisyenler(din adamları ve öğretmenlerde dahil), aileler ve devlet bir bütün olarak hareket edememiştir. Kısacası bütün olarak hareket edecekleri bir çatıyı kuramamışlardır. Halbuki akademisyenlerin, devletin ve ailelerin;

  • Ortak bir çatı altında toplanmaları,
  • ORTAK, TAVİZSİZ VE CEZAİ YAPTIRIMA TABİ BİR BELGE(AİLE SOSYAL SORUMLULUK BELGESİ) HAZIRLAMALARI,
  • BU BELGE İLE AİLELERİ, GENÇLİĞİN HER YAŞINDAKİ VE HER YERDEKİ YAŞANTISINA ORTAK ETMELERİ,
  • ASOB İSİMLİ BELGE İLE BU SÜREÇTE AİLEYE DE ZORUNLU GÖREV VEREREK, AİLE İLE KOORDİNELİ ÇALIŞMALAR YÜRÜTMELERİ,
  • BU BELGEDEKİ NİTELİKLERLE İŞ HAYATININ HER ALANINDA(SİVİL-RESMİ) İSTENEN NİTELİKLERİ EŞİTLEMELERİ,
  • ESNAF, ÇİFTÇİ, DOKTOR, HAKİM, SAVCI, POLİS, ASKER VS. HERKESİN BU NİTELİKLERE AİLEDEN BAŞLAYIP ÖMÜR BOYU TABİ OLMALARINI SAĞLAMALARI VE BUNU GÜVENCEYE ALMALARI,
  • GÜVENCEYE ALIRKEN, SÜRECİN HER ANINA İSTİHBARATLA BERABER ÇALIŞMALARI,
  • ÇALIŞMALARINI GÜVENLİK GÜÇLERİ VE İSTİHBARATLA ORTAK YÜRÜTMELERİ,
  • NORMAL VE İŞ HAYATININ HER SAFHASINDA AİLELERİ BU SOSYAL SORUMLULUK BELGESİYLE GENÇLİK ÜZERİNDE POZİTİF YÖNDE AKTİF TUTMALARI,
  • AİLELERİ BU BELGE(ASOB) İLE, SADECE KENDİ EVLATLARI DEĞİL,BÜTÜN GENÇLİĞİN HER ALANDA GELİŞİMİNE POZİTİF YÖNDE AKTİF OLARAK ORTAK ETMELERİ GEREKMEKTEDİR.

 

ULASGEM, AKADEMİK KADRO, AİLELER, GÜVENLİK VE İSTİHBARAT KURUMLARININ BULUŞARAK DEVLETİMİZİ MUASIR MEDENİYETE TAŞIYACAK MERKEZDİR.

 

 

 

MUTLULUK KAVRAMI

İnsanoğlu, yaşadığı yerde mutlu olarak yaşamayı ister. Ancak bu mutluluğun tanımı toplumdan topluma değişir. Sadece akılla yürüyen toplumlar, fiziki ihtiyaçlarını karşıladığı surette mutlu olur. Yani dünyada yaratılan nimetlere sahip olma ve bunlardan faydalanma düzeyine göre mutluluk duyar. Bu nedenle her zaman tüketen, sorun çıkaran, hizmet bekleyen konuma düşer. Üretim, hizmet ve çözüm olarak görülen adımları, aslında bir sonraki tüketim, sorun çıkarma ve hizmet bekleme basamağına çıkarır. Kalbini ve ruhunu milli ve manevi değerlerden mahrum bıraktıkları için, ulaştıkları nimetler kendisini tatmin etmemeye başlar. Bir süre sonra, insanlığa zarar veren bir yaratık haline gelir. Tatmin olmak için oluşturacağı her seçenek, insanlığı doğrudan veya dolaylı karanlığa gömer. Kendisine, ailesine, milletine ve dünyaya zarar vermeye başlar. Dürtüleri, ona her türlü kötülüğü, hayasızlığı ve fenalığı yaptırır.

İnsanoğlu, aklı, kalbi ve ruhuyla bir bütün olup milli ve manevi değerlerle yücelerek tüm dünyaya güneş olacak bir medeniyet kurabilir. Bunu yapmak için  “milli ve manevi değerleri doğrultusunda  geceli-gündüzlü çalışmayı” mutluluğa götürenbir anahtar haline getirmelidir. İNSANOĞLU İÇİN MUTLULUK, ALLAH İÇİN, VATAN İÇİN, BAYRAĞI İÇİN, DİNİ İÇİN, NAMUSU İÇİN, DEVLETİ VE MİLLETİ İÇİN GECELİ GÜNDÜZLÜ ÇALIŞMAK; FAKİRİ, YETİMİ, MAZLUMU SEVİNDİRMEK OLMALIDIR. İşte bu mutluluğu hayata geçirecek olan  ULASGEM’dir.

 

RİSK ALMA

İnsanoğlu, ihtiyaçları kadarıyla risk alır. Yani ihtiyaçlarına ulaşmak için gösterdiği cesaret kadarıyla risk alabilir. Bazen cesaretini kullanmak yerine, başkalarının cesaretine sığınarak risk almaktan kaçar. Başkalarının aldığı riskten kendine maddi ve manevi pay çıkarır. Vatanseverliğin en zayıf hali başkasının cesareti ve risk alma haliyle övünerek maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaktır. Vatanseverliğin en zirve hali; Allah, vatan, bayrak, din, ezan, namus ve millet için geceli-gündüzlü bir şehit ruhuyla çalışmaktır. Her zaman bu değerler için ölmeye hazır olmaktır. Kısacası dava adamı olmaktır. Ancak günümüzde büyük bir oyunla karşı karşıyayız. Bu oyun, neslimize “Bir iş sahibi ol, evlen, ailenin karnını doyur, eğlen, dinlen evin araban olsun yeter.” zihniyetinin aşılanmasıdır. Özellikle gençliğimiz, bu yolla art niyetli güçlerin kontrolünde sömürülmüştür.  “Sen, kendini ve aileni ihtiyaçlarını karşıla, gerisini boş ver.” denilerek “BANANECİ” bir nesil yetişmiştir. Art niyetli güçler yıllarca, madden ve manen kontrol altında tutarak her alanda istedikleri gibi kullanacakları bir neslin mimarı olmuştur. ULASGEM, dava adamı olan nesillerin yetişmesini sağlayacak merkezdir.

 

 

 

 

İMKANSIZLIKTAN MUASIR MEDENİYETE

İnsanoğlu, geçmişten bugüne onlarca devletler kurmuştur. Kurdukları devletlerle dünyayı ya karanlığa boğan ya da aydınlatan medeniyetler oluşturmuştur. Yalnız bu medeniyetler birdenbire kurulmamıştır. İnsanoğlu, teşkilatçılık, milli ve manevi değerlerine bağlılığı; bu konulardaki tecrübesi ile medeniyetler kurabilmiştir. Kimi milletler, bu bağlılıktan ve tecrübeden uzak olduğu için, insanlığa zulüm saçan karanlık bir medeniyet kurmuştur. Çünkü onlar, güçlerini kötülükten almışlardır. Kurdukları bu medeniyetin bekasını da zulüm ile sağlamışlardır. Ancak kimi milletlerde, teşkilatçılığı, milli ve manevi değerlerine bağlılığı, tecrübesi dolayısıyla dünyayı her alanda aydınlatan medeniyetler kurmuşlar. Onlar, gücünü iyilikten aldıkları için, her alanda faydalı oldukça ve iyilik yaptıkça daha da yükselmiş ve genişlemiştir. Her alanda tüm dünyaya güneş gibi olan medeniyetler,  her alanda art niyetli saldırılara uğrayarak tarih sahnesinde isim olarak rafa kalksa da, köklerini asla kaybetmemiş ve ilk fırsatta “MUTLAKA” şahlanarak tarih sahnesindeki tahtına oturmuştur. Bu tahta geçince, oturmak yerine, her alanda geceli gündüzlü çalışarak hizmet etmiş, üretim ve icraatlar yapmış, sorunlara çözümler getirerek tüm insanlığa her alanda bir hizmet etmiştir. BU YOLDA YÜRÜYEN MİLLETLER, ŞARTLARIN VE İMKANLARIN OLUŞMASINI BEKLEMEMİŞTİR. İMKANSIZLIĞI;  FEDAKARLIK, İNANÇ VE KARARLILIKLA İMKANA ÇEVİRİP HER ALANDA DEVLETİNİN KISA-ORTA-UZUN VADELİ HEDEFLERİNE VE KALICI BİR ZİRVEYE ULAŞMASINI SAĞLAMIŞTIR. BU SÜRECE SİYASETİ, FİTNEYİ, KISIR VE YIKICI ELEŞTİRİLERİ, AYRILIK TOHUMLARINI KESİNLİKLE KOYMAYARAK,İLERLEYİŞİNİ VE HEDEFE ULAŞMAYI, KALICI VE KESİN HALE GETİRMİŞTİR. ULASGEM, MİLLETİMİZİ İMKANSIZLIKTAN MUASIR MEDENİYETE  KONTROLLÜ, KESİN VE KALICI OLARAK ULAŞTIRACAK REHBERLİĞİ  YAPACAK MERKEZDİR.

 

 

 

MİLLİ KAYNAKLARIN KULLANIMI

Bir ülkenin kaynakları, her alanda mutlu bir  geleceğin inşasında ve milletin ihtiyaçlarını karşılamada kullanılan bir enerji deposudur. Milli bir kaynağın, az veya çok olması değil, niçin, ne zaman, nasıl ve nerede kullanıldığı önemlidir. Milli kaynaklar, yüzyıllık plan ve program dahilinde ve alternatif enerji kaynakları da belirlenerek kullanılmalıdır. Bu kaynakların planlamasında tüm hesaplamaların birey, aile, millet için hem ayrı ayrı hem de bir bütün olarak yapılmalıdır. Yani bireye tek başına, aileye ailece, millete milletçe milli kaynakların kullanımı konusunda bilinçlendirici eğitimler yapılmalıdır.Ancak günümüzde milli kaynaklarımızı geleceğimize yansımalarını düşünmeden israf ediyoruz. Ya da bu kaynakları her alanda ihtiyacımız olmayan maddelerin yapımında gereksiz yere kullanıyoruz. Bununla da kalmıyor, kaybolan milli kaynakları telafi edecek adımları da atmakta millet olarak geri de kalıyoruz. Her şeyi liderlerimizden bekliyoruz. En büyük milli kaynak israf ve suiistimali kendimiz ve ailemiz üzerinde yapıyoruz. İnsanoğlu tek başına ve ailece her yönüyle milli bir kaynaktır.  Ömür, gençlik, sağlık, rızık, ilim, akıl, kalp ve ruh yönüyle milli bir kaynaktır. Devletimiz bu kaynakları milli ve manevi değerlerle işleyip, kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri göz önünde bulundurarak yüzyıllık plan ve programlarla en mükemmel şekilde değerlendirmelidir.

 

YILANLARIN ÖCÜ

Gençlik, bir ülkenin her alanda yaşayan sigorta belgesi ve devleti, aydınlık bir geleceğe sırtında taşıyan hizmetkârlardır. Vatanımızı, bayrağımızı, dinimizi, ezanımızı, namusumuzun bekçileri; geleceğimizin öğretmenleri, kaymakamları, doktorları, milletvekilleri, başkanları vb. her alanda çalışan insan kaynaklarıdır. Bu nedenle bir devleti, gençliğinin akıl, kalp ve ruh dünyasını ele geçirip her alanda çıkarlarınızın kölesi yaparak yıkabilirsiniz. Osmanlı Döneminde her alanda donanımlı yetişen vatansever gençlik, bu donanım ve maneviyatını yitirmeye başladığı zaman bozularak aklen, kalben ve ruhen esir düşmüştür. Devletimizin düşmanı olan yılanlar tarih sahnesinde şahlanarak üç kıtaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu’nu gençliğimizin akıl, kalp ve ruh dünyalarını özünden ve ihtiyacı olan donanımdan uzaklaştırarak altı yüzyıllık bir intikamı almıştır. Devletimizde kanayan kronik yaraya dönüşen bu durum,BİLİM VE TEKNOLOJİ alanındaki saldırılarla varlığını sürdürmektedir. Yılanların bu intikamı karşısında ALTIN BİR NESİL yetiştirerek gereken cevabı verebiliriz.

 

AİLE’NİN ESARETİ VE SÖMÜRÜLMESİ

Aile, bir toplumun ve devletin temelidir. Çünkü aile devlet çınarının vatan toprağına tutunduğu kökleridir. Bu kökler zayıfladığında veya koptuğunda devlet sarsılır ve yıkılır. O nedenle ülkelerin savaş için kullandığı en önemli silahlarından biri “AİLE”dir. Devlet kadrolarını oluşturacak nesil aile ile hayata gelir ve yetişir. Yani ham maddenin kaynağı ve ilk şekil verilmeye başlandığı yerdir. Nesiller ailede şekil almaya başlar. Burada uğrayacağı saldırıların derin izleri kalır. Bu nedenle ailelerin her açıdan huzurun merkezi olması gerekmektedir. Ailenin huzurunun sağlanması için “HUZUR” kavramının tanımının doğru yapılması gerekiyor. Kim oluşturduğu tanımıaile üzerinde etkin hale getirirse, aileyi yöneten güç olur. Bir ailede etkin olmakla başlayan süreç dalga dalga yayılarak milletin tamamı üzerinde her alanda hakimiyeti kurmayı sağlar. Devletler de aile aracılığıyla birbirlerine karşı her alanda operasyon düzenler. Her alanda aile üzerinde hâkimiyet kurupdevletin her alandaki geleceğini ipotekleyerek; eğitim, ekonomi, sağlık, gıda, tarım ve hayvancılık vb. tüm alanlarda bir milleti sömürür. Tüm bunlar için ailelere, makam, mevki, para, mal, mülk, bencillik, lüks yaşam, şatafat, her çeşit hayasızlık, fenalık ve haddi aşmayı modernizm adı altında enjekte eder. Dürtülerin(nefsin) hoşlandığı şeyleri yazılı-görsel medya ile daha da alevlendirilerek devleti temelinden sarsmaya başlar. ULASGEM aile kurumunu özüne çevirerek eski gücüne kavuşturacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SORUMLULUĞUN SINIRI

“YAŞADIĞINIZ DÖNEMİN TÜM SORUNLARINA ORTAKSINIZ”

Devlet, insanları ve tüm kurumlarıyla bir bütün gibidir. Maddi ve manevi değerlerle bir bütün halinde olan devlet, her alanda tüm kurumlarıyla milletine hizmet eder, sorunlara çözümler sunar, üretim ve icraatlar yapar. Ancak bu hizmet, üretim, sorunlara çözümler getirilmesi ve icraatların yapılmasında millet bir bütün olarak topyekûn görevlidir. Yaşanılan çağda millet hizmete, üretime, icraata ve çözüme ne kadar ortak ise, devlette her alanda o nispette muasır medeniyete ulaşır. Fikirlerimiz, eylemlerimiz, malımız, maneviyatımız, ailemiz ve canımız ile devletimizin her alandaki tüm adımlarına ortağız. Yaşadığımız çağın tüm olumlu ve olumsuz durumlarından sorumluyuz. Bu konularda üzerimize düşen görevi topyekûn büyük bir samimiyet ve bilinçle yerine getirmeliyiz.AKSİ HALDE ŞİKAYET ETMEYE, ELEŞTİRMEYE HAKKIMIZ OLMAZ. KISACASI HİZMET, İCRAAT, ÜRETİM VE ÇÖZÜM İSTEME KONUSUNDAKİ SAMİMİYETİMİZİ, BU KONULARDA GÖREV ALIP ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAMIZ İLE BELLİ OLUR. HER DÖNEMDE YAŞANANLAR ZORLUKLARDA, SAVAŞLARDA, BUNALIMLARDA, ZULÜMLERDE, HER TÜRLÜ HAYASIZLIK, FENALIK VE HADDİ AŞMA DA O DÖNEMİN TÜM İNSANLARI SORUMLUDUR. BU SORUMLULUĞUN HESABI AHİRETTE DE HEPİMİZE SORULACAKTIR. BU OLUMSUZ TABLOYU SONLANDIRIP EVRENSEL VE MANEVİ DEĞERLERİN HER ALANDA HAKİM OLDUĞU MUTLU BİR İNSANLIK İÇİN MÜCADELE VE HİZMET EDEN, ÇÖZÜMLER SUNAN, ÜRETEN, İCRAATLAR YAPANLAR BU SORUMLULUK KARŞISINDA ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPMIŞ OLURLAR. BU NOKTA ULASGEM SORUMLULUK ALARAK DEVREYE GİRİP ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPACAKTIR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MESLEKİ KIRILMALAR

İnsanoğlu, hayat serüveninde zamanı gelince vatanı, bayrağı, dini, ezanı, namusu, milleti ve devletinin bekası; devletinin her alanda muasır medeniyet olması yolunda bir meslek sahibi olarak sorumluluk alır. Mesleki hayatında çeşitli zamanlarda “KIRILMALAR” yaşar. Bu kırılmalar onu ya yükselişe taşır ya da alçalışa götürür. Milli ve manevi değerleri uğruna yılmadan geceli gündüzlü çalışmayı bir dava haline getirerek devam ettiği mesleki hayatında engeller ile karşılaştığında alçalışa giderken,destekler gelince de yükselişe geçer. Mesleki hayata şevk ve istekle başlayan insanoğluna, destek vermesi gereken eller tarafından engeller çıkarıldıkça alçalışa gidilir. Her engel bir “KIRILMA” yaşatır. Bu kırılmalarla alçalış artar. Bu durumu yaşayanlar arttıkça mesleğe atılacaklar ve yeni atılanlar  “DAVA ADAMI” olmaktan kaçınır. Bunun sonucunda sadece kendisinin ve ailesinin yeme, içme, giyinme vs. bedeni ihtiyaçları gideren ve dünyanın keyfine aldanmış “SIRADANLAŞMIŞ”  ve “MATEYALİST” bir çalışan modeli inşa edilir. İnsanlar, normal ve mesleki hayatını bu modele göre şekillendirir. BU KIRILMALARIN EN BÜYÜK ZARARLARDAN BİRİ DE “FEDAKARLIK” DUYGUSUNU KATLETMESİDİR. İNSANOĞLU HER ENGELLE GELEN KIRILMA DA FEDAKARLIK DUYGUSUNU YİTİRMEYE BAŞLAR. FEDAKARLIK DUYGUSUNU YİTİRDİKÇE,KENDİSİNE İNANIP ÇALIŞMASINI BEKLEYEN,ÜSTLERİNE İNANCI YIKILIR. ÜSTLERİNİN YAPTIKLARINA VE YAPACAKLARINA İNANMADIKLARI İÇİN SIRADAN BİR MESLEKİ HAYATI SÜRDÜRÜRLER. BUNDAN DOLAYI ÜSTLERİNİN EMEKLERİ VE ÇIRPINIŞLARI HAVADA KALIR. BU KOMUTANINA İNANMAYAN ORDUNUN BULUNDUĞU YERDE OTURARAK MÜCADELE ETMEYE ÇALIŞMASINA BENZER. DOLAYISIYLA DÜŞMAN HER YERİ SARIP SIRADANLAŞMIŞ ÇALIŞANLARI HER YÖNÜYLE KENDİ KONTROLÜ ALTINA ALIR.  ULASGEM, MESLEKİ HAYATI MUASIR MEDENİYETE KİLİTLEYEREK DAVA ADAMLARININ YETİŞMESİNİ SAĞLAYACAKTIR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİJİTAL EĞİTİM MERKEZİ

 

Dijital Eğitim Merkezi, eğitim-öğretim kurumlarında hayatın her yönüyle dijital ortama aktarılarak öğrencilere sunulduğu merkezdir. Bu merkezin özellikleri şunlardır;

  • Öğrencilerin özelliklerine göre kendilerine ait turkrobot.com isimli bir sitesi mevcuttur. Bu site de devlet tarafından oluşturulacak merkezi bir ağa bağlıdır.
  • Her alana ait kategoriler yer almaktadır. Bu kategorilerde o alanlara ait bilgiler, görseller, videolar, dergiler , dijital kütüphane vs. bulunmaktadır.
  • Site, sahibi olan öğrencinin akli, kalbi, ruhi ve bedeni özelliklerine göre oluşturulmaktdır.
  • Site sayesinde MEB, eğitimciler ve aile öğrenciyi her yönüyle takip edebilmektedir.
  • Öğrenci gittiği her yerde akıllı telefon, tablet ve bilgisayar aracılığıyla bu siteye erişebilmektedir. Böyle 24 saat içerisinde istediği zaman bu site aracılığıyla aktif bir şekilde eğitim-öğretim hizmeti alır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com