DOLAR 6,8668
EURO 7,7732
ALTIN 397,572
BIST 114808,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Gök Gürültülü

Dünya Koronavirüsü Konuşuyor! Peki Ya Kalbin Hastalıkları..

Dünya Koronavirüsü Konuşuyor! Peki Ya Kalbin Hastalıkları..
28.06.2020
1.322
A+
A-

Dilaver Selvi

BİR BAŞKA HASTALIK
( VİRÜS)

Günümüzde insanların pek çoğunu saran, kalbi kirleten, kemiren, karartan ve tedbir alınmazsa öldüren nice salgın hastalıklar kol geziyor. Bu hastalıkların pençesinde ölenler, müslüman olsalar bile diğer salgınlarda vefat edenler gibi şehitlik sevabına da ulaşamazlar; dahası sonları pişmanlık ve perişanlık olur.

İnsanı eli, ayağı, gözü, kulağı değil; kalbi temsil eder. Dünya hayatının merkezinde insan vardır, insanın merkezi de kalbidir. Kalp insanın aslıdır. İradeli bütün fiillerin merkezi kalptir. Dolayısıyla dünyada bütün insanî işlerin merkezi kalptir.

Bütün iyiliklerin ve kötülüklerin karar makamı kalptir.

Hakikate iman eden veya inkârı seçen kalptir.

Seven veya nefret eden kalptir.

Bozulan zaman ve kâinat değil, kalptir.

Dünyayı bayram eden de zindan eden de kalptir.

Bütün şerefin veya zilletin başlangıcı kalptir.

Taatın da isyanın da hareket noktası kalptir.

Âlemde barış veya savaş isteyen kalptir.

Gönül yapan da gönül yıkan da kalptir.

Bu âlemde hizmet meşalesini yakan da fitne ateşini tutuşturan da kalptir.

Âlemi sevgi ve merhametiyle huzura gark eden de, hırs ve kin ateşleriyle yakan da kalptir.

İnsanı melek huylu yapan da şeytanlaştırıp hayvanlardan beter eden de kalptir.

Ayet-i kerimede geçtiği gibi, bütün kötülük ve takva kabiliyeti insanın iç bünyesinde mevcuttur. Onu temizleyip takvayı elde eden kurtuluşa erer, onu fısk ve fücur içinde bırakan helak olur. (Şems 8-10)

Meşhur bir hadis-i şerifte belirtildiği üzere kalp sıhhatli ise insanın bütün hali ve işleri güzel olur. Kalp hasta ise bütün haller ve işler kötü olur. (Buhârî, İman 39; Müslim, Musakat 107; İbn Mace, Fiten 14). O zaman da hayat sıkıntı, stres, fesat ve acıyla dolar.

Kısaca, kalp olmasaydı insan da olmazdı. İnsan olmasaydı, âlemde cennetlik veya cehennemlik hiçbir iş yapılmazdı. Öyle ise dünyada ve ahirette huzur istiyorsak, kalbimizin bütün hastalıklardan kurtulması ve manevi mikroplardan arınması kaçınılmazdır. Gönlümüzün sıhhat bulup günlük hayatımızın huzurlu olması için devlet ve milletçe seferber olmalıyız. Aynen bu günlerde iç bünyeye girip onu harap eden bir virüsle mücadele ettiğimiz gibi…

Günümüzde insanların pek çoğunu saran, kalbi kirleten, kemiren, karartan ve tedbir alınmazsa öldüren nice salgın hastalıklar kol geziyor. Bu hastalıkların pençesinde ölenler, müslüman olsalar bile diğer salgınlarda vefat edenler gibi şehitlik sevabına da ulaşamazlar. Dahası, sonları pişmanlık ve perişanlık olur.

Kalbin hastalıkları

Kalbi öldüren salgınların başında inkâr ve şirk hastalığı gelir. Dünyada Yüce Mevlâ’yı inkâr etmekten ve herhangi bir varlığı O’na ortak koşmaktan daha büyük zulüm yoktur.

Bir diğer yaygın hastalık nifaktır. Nifak iki yüzlülüktür. Dinde nifak, dıştan mümin gözüküp içten inkâr etmektir. Şu durumlar da nifak kapsamı içine girer:

• Dıştan sâlih insan gözüküp içi fesatla dolu olmak.

• Sözüyle ıslahtan bahsederken, özüyle fitne planlamak.

• Dıştan millet adamı gözüküp içten milletin kuyusunu kazmak.

• Zâhirde medenî görünüp, aslında canavarlık yapmak yani kuzu postuna bürünmüş kurt olmak.

• Birini yüzüne karşı övüp arkasından düşmanlık etmek.

Münafıklık, kâfirlikten daha kötüdür, ahirette azabı da daha şiddetlidir. İnsan tabiatını nifak kadar zora sokup harap eden bir şey yoktur. Her grubun, her cemiyetin içinde münafıklar bulunabilir. Tıpkı Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselamın meclisinde ve mescidinde bulundukları gibi…

Günümüzde yaygın hastalıklardan biri de yalandır. Yalan, hakikatin, olanın aksini söylemektir. Bir kalpte imanla yalan birlikte bulunmaz. Yalanın içine bütün iftira ve fitne çeşitleri girer. Yalanın şakası da yasaklanmış, yalancılar lanetlenmiştir. (Âl-i İmran 61; Nûr 7). Yalanın söylenmesi de yayılması da felakettir. Bu hastalıktan kurtulmadan şahıs da cemiyet de huzur bulamaz.

Kalbi öldüren yaygın hastalıklardan biri de kibirdir. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin tarifiyle kibir, kendini beğenmek, hakkı (doğruyu) işittiğinde burun büküp itiraz etmek, insanları hor ve hakir görmektir. (Müslim, İmân 147; Ahmed, Müsned, 4/133-134)

Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem buyurmuştur ki: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” (Müslim, İman 147; Tirmizî, Birr 61). Kendi nefsini ve fikrini beğenmenin sonu, katı taassup ve tarafgirliktir. Taassup aklı sarhoş, gözü kör, kulağı sağır eder. Öyle ki kendi tarafında olmayan meleği şeytan diye tanıtır, kendisini destekleyen şeytanı melek gibi görür. Kibri nefsimizden, ailemizden ve cemiyetten temizleyene kadar cennet kokusunu alamayız.

Kalbi öldüren yaygın hastalıklardan biri de hasettir. Haset, bir başkasına verilen nimeti, zenginliği, saadeti, başarıyı, güzelliği, sıhhati ve afiyeti çekememektir. Bununla kalmayıp onun yok olması için yol aramak, içten içe yanmak ve elden gitmesine sevinmektir.

Haset eden mesut olmaz. Haset eden, efendi olamaz. Haset, Cenab-ı Hakk’ın taksimine itirazdır. Haset ateşi, kişiyi ve cemiyeti yakar. Kişinin ibadet ve taatının sevabını da yakar. İlacı alınmazsa, dünya ateşini cehennem ateşi takip eder. Allah korusun.

Bunca hastalık varken

Şehvet, şöhret, gaflet, mevki ve makam hırsı, dünya sevgisi, taatlardan kaçmak, farzları ihmal etmek, haram yemek, gıybet ve dedikodu etmek gibi kalbi karartan daha nice salgınlar vardır.

Şunu soralım: Nefsimizde ve neslimizde, evimizde ve cemiyette bu hastalıklar her tarafı sarmışken, onlardan kurtulmadan nasıl afiyette olabiliriz, huzurlu ve mutlu bir ülke olduğumuzu nasıl söyleyebiliriz?

Etimize kemiğimize musallat olan hastalıklara dikkat ettiğimiz gibi, kalbimize musallat olan bu hastalıkları da ciddiye almalı, onları tanımalı, sonra tedavi için ne gerekiyorsa yapmalıdır. Bu hastalıkların hepsi gizli virüs gibidir, gözle görülmez fakat zararı apaçık ortadadır. Bu hastalıklar içinde ölen kimsenin feryadı ahirette devam eder.

Kalpteki günah kirleri aşkla veya ateşle temizlenmeden cennete girilmez. Kalbi kirli bir halde ne dünyada ‘marifet’ cennetine müsaade edilir ne ahirette nimetler cennetine girilir. Cemâlullah’ı müşahede saadetine de erilmez.

Aşkla temizliğe “tevbe” denir. Bu tevbe dünyada gönüllü olarak yapılırsa bütün kalp hastalıklarının ilacı olur. Kul, bu sayede ebedî saadeti bulur. Ateşle temizlik cehennemde olur. O, aklı olan kimsenin tercih edeceği bir temizlik değildir.

Hastalıkların ilacı

Kalp hastalıklarının ilacı, İslâm ahlâkı kitaplarında genişçe açıklanmıştır. Mesela İmam Gazâlî rahmetullahi aleyhin İhyâu Ulûmi’d-Din adlı meşhur kitabı bunların başında gelir. Eserde her bir hastalığın sebebi, teşhisi, tedavisi ve neticesi anlatılmıştır.

Bizim medeniyetimiz insan medeniyetidir. Bizde eşya insana, insan Rahmân’a hizmet eder. Rahmet Peygamberi aleyhissalâtu vesselamın ümmeti, âlemin hayrı için çıkarılmış bir ümmettir. Ondan beklenen, rahmeti yaymak, zahmeti ortadan kaldırmaktır.

Medeniyetimizin manevi mimarları olan kâmil insanlar yani ârifler, bu manevi hastalıklara müptela olanların nasıl tedavi edildiğini binlerce tecrübe ile göstermiştir. Öyle ki, bu kâmil mürşidlerin başında bulunduğu manevi hastanelere (tarihteki ismiyle tekkelere) niceleri eşkıya olarak gelmiş, evliya olup çıkmıştır. Bu edep okullarında nice arsızlar arlanmış, nice hırsızlar aşk ile avlanmış, edeple süslenip adam edilmiştir. Evliyanın nuranî nazarları altında nice zındıklar, sıddık olmuştur. Cimriler, Allah için can verecek hale gelmiştir. Kimseyi sevemeyenler herkesi kardeşi görmeye ve sevmeye başlamıştır. Zalimler âdil olmuştur. Hainler mertlikle tanışmışlardır. Dünya delileri Mevlâ’ya âşık olmuştur. Kibirliler benlikten kurtulup, herkesi üzerinde taşıyacak köprü gibi hizmet adamı olmuşlardır. Sarhoşlar ayılmış, gafiller uyanmış, hepsi ölmeden önce kulluk safında yerlerini almışlardır.

Bu hastanelerde kalplerin içindeki mikroplar ilim ve irfan nuru ile tespit edilir. Kalpteki kirler göz yaşı ile temizlenir, kalbin içine ilahî aşk aşılanır. Mevlâ’sını arayan bu hastalar, önce pişmanlık ateşinde ısıtılmış tevbe suyu ile yıkanır, dua mihrabında dinlendirilir, taat nuruyla desteklenir, zikir gıdasıyla beslenir, sonra taburcu edilir.

Bu kimseler, ayrıca hastalık yayan şahıslara ve yerlere karşı uyarılır. Bunların başında şeytan, şeytanlaşmış insanlar, kötü arkadaş, bid’at ehli ve bozuk çevre gelir.

Tedavi olan hastalar haram gıdalardan uzak tutulur. Gıybet, dedikodu, küfür, mâlâyâni gibi kalbi katılaştıran işlerden sakındırılır.

Kalp genelde iki yoldan hastalık kapar. Biri göz, diğeri sözdür. Gözünü, sözünü ve kulağını zararlı şeylerden koruyanların özü temiz kalır, huzuru bozulmaz.

Eğer fert ve milletçe el ele verip bu hastalıklardan arınabilirsek, onların üretilmiş aşılarını kullanabilirsek, irşad hastanelerine imkân ve destek verebilirsek, oralardaki gönül doktorlarına müracaat edip -Cenab-ı Hakk’ın izniyle- bütün bozuk fikir ve fiillerden kurtulabilirsek, işte o zaman insan ve müslüman olmanın şerefini yaşarız. Yurdumuz “Dârü’s-Selâm” olur. Buna, topluca tevbe etmek, terbiye olmak ve felaha ermek denir.

Atalarımız bunu başarmışlar. Bir zamanlar bazı beldelere “Dârü’s-Selâm” denirdi. Çünkü oralarda yaşayanlar kendilerini Yüce Allah’a dost olmaya adamışlar, insanlıkta insanlara ayna olmuşlar, müslümanca yaşamışlar, kulluk şerefini korumuşlar ve böylece ilahî huzura ulaşmışlar. Sıra bizde! Bakalım bizler ne yapacağız? Hepsini yapamasak da tümünü terk etmeyelim. Ümidi de kesmeyelim. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Ey müminler, hep birlikte tevbe ediniz ki felâha (kurtuluşa/huzura) eresiniz!” (Nûr 31)

Rabbimizden dünya ve ahiret huzurunu dileriz.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.