DOLAR 6,8612
EURO 7,7521
ALTIN 392,22
BIST 8,5740
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Az Bulutlu

EY AMERİKA ve İÇİMİZDEKİ “YERLİ” (!) AMERİKALILAR!

EY AMERİKA ve İÇİMİZDEKİ “YERLİ” (!) AMERİKALILAR!

Güncelleme Tarihi: 3 Haziran 2020

03.06.2020
121
A+
A-

 

BİRAZ MEDENİYET ÖĞRENİN İSLAM’DAN..!

İstanbul’da zengin aile çocuğu iki özel üniversite öğrencisi lüks bir kafeye giderler.

Kafede garson olarak çalışanlardan biri, üniversite okumak için İstanbul’a gelen ve türlü maddi sıkıntılar içinde olduğu için çalışarak harçlığını kazanan Hz. Bilal-i Habeşi (r)’nin hemşehrisi Etiyopyalı gariban bir zenci gençtir.
[Aşağıdaki diyalogda geçen bazı hitab kelimelerini hicab duyarak naklediyorum İB]
Şımarık zengin çocuğu öğrencilerden biri bu siyahi garsona;

“-Şiişşt baksana Kara Çocuk!” diye seslenir.

Garson delikanlı yarım yamalak Türkçe’siyle;

“-Buyrun Efendim. Ne arzu etmiştiniz?”

Şımarık öğrenci;

“-Çikolata çocuk! Oradan iki çay kap da gel bakayım!” deyince, Siyahi Genç ezilmişliği gözlerinden açıkça okunur bir halde birkaç saniye duraksar.

“-Aloo! Kime söyledik! Çikolata gibisşn içerisi de sıcak, erimeden şu çayları getir! Hadi bakayım kara çocuk!..”

Zavallı Garson çaresizdir. Gider ve siparişleri getirip şımarıkların masasına nazikçe koyduktan sonra gitmeyip masanın yanında birkaç saniye dikilir. Bu kez de diğer müşteri öğrenci;

“-Ne bakıyorsun lan yanık kömür gibi! Çikolata! Haydi uza!” diye iyice kabalaşır.

Bilal Renkli Genç;

“-Afedersiniz. Gideceğim yanınızdan. Ama bir soru sorabilir miyim izninizle!” der kibarca.

“-Ne soracaksın? Sen şimdi çikolata almak için bahşiş istersin kesin! Sor da uza!”

Siyahi Delikanlı’nın ifadesi soru formatında verilmiş bir EDEP DERSİDİR!

“-Sanırım siz derinizin rengini kendiniz seçtiniz! Bana derimin rengini seçme hakkı verilmedi. Şimdi merak ediyorum: SİZLER BENİM BOYAMI MI BEĞENMEDİNİZ, BENİ BÖYLE BOYAYAN’I MI BEĞENMEDİNİZ?… Müsaadenizle…”

Şimdi Asr-ı Saadet’e bir gidelim mi Aziz Dostlar…

“- لكنك عند الله لست بكاسد..!”

Hz. Zâhir b. Harâm (r) Bedir Gazisi bir Sahabe idi. Dış görünüşü itibariyle kendisini biraz “çelimsiz” (دميم خلقته) bulduğu için, Medine’de yaşayanlar kendisini “itici” bulup hor bakmasın diye çölde yaşar, çok ihtiyacı olmadıkça şehre gelmezdi.

Birgün bir ihtiyacı için Medine’ye geldi. Rasulullah (sav) Efendimiz de onu farketti ve yavaşça arkasından ona doğru yaklaştı. Mübarek elleri ile Zâhir (r)’in gözlerini kapatarak onunla şakalaşmak istedi ve kalabalığın duyacağı bir ses tonuyla;

“-Bir kölem var, satıyorum. Onu benden kim alır!” diye seslendi.

Böyle yaparak onu sevdiğini, kendisini sevenlerin de “Rasulullah (sav) onu sevdi ve ona yakın ilgi gösterdi” diye düşünüp onu kimsenin horlamaması, bilakis hoş davranması gerektiği mesajını vermek istiyordu.

Hz. Zâhir (r) Rasulullah (sav) Efendimiz’in bu inceliğini kavramıştı elbet. Ancak daha önceden yaşadığı psikolojik trawmaların öylesine etkisi altındaydıki;

“-Bu beş para etmez (كاسد), köleyi kim satın alırki!” diye bir karşılık verdi.

Rasulullah (sav) Efendimiz bu ifadesinin üzerine Hz. Zâhir (r)’in gözlerinden mübarek ellerini çekti. Önce Hz. Zâhir (r)’e;

“-Ama SEN ALLAH KATINDA KESİNLİKLE DEĞERSİZ BİRİ DEĞİLSİN!” buyurdu. Sonra da bütün ciddiyetiyle ve aynı şekilde etrafındaki herkesin duuacağı yüksek bir sesle;

“-Ey insanlar! Biliniz ki; Zâhir benim çölümdür, ben de onun şehriyim!” (زاهر باديتنا و نحن حاضرته) buyurdu.

(Kaynak: İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, Tahkik: Adil Abdülmevcud, c: 2, s: 452, 1995 Beyrut)

Bunun özerine Hz. Zâhir (r) de orada bulunanlar da çok duygulanmıştı. Dahası; Rasulullah (sav) Efendimiz’in hem incitmeden şakalaştığı hem de bu derecede sahip çıktığı bu Sahabi’ye o andan sonra hiç kimse HOR bakmamış, daima HOŞ bakmış, yaşadığı müddetçe de hep hürmet etmişti…

Dikkat edelim:

Allah hoş baktı ki Rasulü de hoş baktı… Allah ve Rasulü’nün hoş baktığına, biri yanılır yakılır da hor bakarsa eğer!…

Servet ve Makam gibi Güzellik de Allah nasib etmedikçe kişinin sırf kendi çabasıyla kazandığı bir nimet değildir.

Unutmayalım:

Allah’ın kimseye borcu yoktur!
VEREN ALLAH ALMASINI DA BİLİR!

İrfan Bayın
Karabük İl Vaizi

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.