DOLAR 6,8612
EURO 7,7521
ALTIN 392,22
BIST 8,5740
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Az Bulutlu

İlahi Aşk

Güncelleme Tarihi: 15 Haziran 2020

15.06.2020
131
A+
A-
  1. İlahi Aşk

Sevgi; sonsuz inancın ilk devinimidir, ilk ve son akan nehirdir. Sevgi; bir kapıdır, aşk makamına açılan bir “sır kapısıdır.”

Sevgi kelimesi, Türkçemiz’de sevmek mastarından gelir. Klasik kaynaklarda bu kelimenin karşılığı ise “hub” sözcüğüdür. Hub, Arapça’da kaynama noktasına gelmiş suyun üstüne çıkmaya başlayan kabarcıkların adı olup, buna habbe ve habâb da denir. Nitekim muhabbet kelimesi de buradan alındığı için susamışlıktan veya fazla arzudan dolayı kalbin kaynamaya ve habbeler çıkarmaya başlamasıdır.

Sevginin şiddetli haline “aşk” demişlerdir. Bu kelime Kur’an’da geçmez. Kur’an’ın tercih ettiği kelime,“şiddetli sevgi” (=hubben şedid) veya “vedud”dur. Bilahare İslam literatüründe köklü bir yeri olacak olan Aşk kelimesi, Arapça “A-ş-k”dan gelir ve bir sarmaşık türünün adıdır. “Aşaka” adı verilen bu sarmaşık, ağaca dolanır ve onu tepeden tırnağa sarar. Yapraklarının altından ağacın gövdesine kökler salar ve ağacın öz suyuyla beslenir. Böylece sarmaşık geliştikçe ağaç solmaya, kurumaya başlar. Tıpkı bunun gibi aşk da, âşığın benliğini öyle bir kaplar ki, aşk kendisinde geliştikçe âşık solmaya, kurumaya ve bedenî varlığını yokluğa vermeye, ruhu da maddi irtibatlardan soyutlanmaya başlar.

Bizi de, evrenin en üst mertebesine ulaştıran İlahi Aşk’tır, çünkü seven kişi sevgilisinin uğruna kendi benliğinden geçer. O öyle bir aşktır ki, sevdiğinin sevdiklerine hizmet etme ve onları koşulsuz sevme sanatıdır.

Sanata değil sanatçıyadır Aşk.  Aşk, O’nadır.

Aşkı yaşayanın gözü bir başka görür, kulağı bir başka işitir, yüreği kuş gibi olur.

Baktığı her yerde O’nun sanatını görür.

Sevginin ilk kalbe düşmesiyle heva (tutku ) olursun. Ardından sevgin sebat bulur. Sevgindeki duruluk ve sevginin iradesiyle ardından hub (yoğun sevgi) gelir. Kalbin sevgiyle sarılıp sarmalandığında AŞK olur. AŞK olduğunda artık kör olmuşsundur, gözün ondan başkasını görmez. Dünyevi kaygılarını bırakıp içindeki Öz’e ulaşacak ve O’ndan O’na akış başlayacaktır. Aşk anlayışına göre insan kendinde ilahi aşkı tecelli ettiren “insan-ı kamile”  aşıktır.  İşte bizi çeken bu kuvvet, özümüzün özüdür. Yunus Emre’nin de, “Bir ben vardır bende benden içeru” dediği gibi.

ilahi-aşk

Tüm kainat Tanrı’nın eseridir ve O’nun isim ve sıfatlarının tecelligahıdır. Dolayısıyla mutlak güzellik her nesnede tecelli edip kendini göstermektedir. İbnü’l-Arabî’ye göre aşk da, kendi içinde üçe ayrılır. Bunlar; tabîî, rûhânî ve ilâhî aşk diye isimlendirilirler. Ona göre tabîî aşkta sevilen nesne ne olursa olsun, amaç kendini tatmindir.

Rûhânî aşk ise tasavvufî aşktır.

“Aşk üstünlükte, bilgide, defterde, kitap sahifelerinde değildir. Halk dedikoduya düşmüştür ya, o yol aşıkların yolu değildir. Aşk, öyle bir nur ağacıdır ki dalları ezelde, kökleri ebededir. Bu ağaç ne arşa dayanır, ne de yeryüzüne, bu ağacın gövdesi de yoktur… Aklı işten atıp hevesi kovduk… Sen de fani güzellere iştiyak var, bir özlem var. Bu ise puttur. Sen kendini kendinde bulur ve kendin sevgili olursan, sende özlem kalmaz ,“ der Hz. Mevlana.

Mevlâna’ya göre aşk bir süreçtir. Bunun için insan, tabiatı gereği farklı psikolojilere girer. Gittikçe olgunlaşır. İnsan ilahî aşka girmeden önce beşerî aşkla iyice yoğrulmalıdır.

İşte tüm oluş, O’nun yüzünü tekrar  görmek için çırpınmada,  O’nun güzelliğini her zerrede görebilmekte,  her zerrede kokusunu duyabilmekte. Kahrı ile kaybolmak,  Ezelde yok olup,  ebede dirilmek,  Rahmeti ile yıkanmak, Gazabı ile yoğrulmak,  Hiddeti ile kavrulmak,  Azameti ile şaşmak,  Yüceliğin sırrına ermek,  her makamda, her aşamada, yeniden yeniden  O’nun güzelliğine zerk olmak,  zevk halleri ile donanarak,  her durakta nefes almak, nefes vermek. Tekrar O güzelliğe doymak için var gücü ile AŞK içinde yanmak,  kavrulmak,  hiçleşmek,  her şeyi Rahman’ın nefesine bırakmak.

Hakk geldi mi gönle,  kendinden gayrı bir şey bulamasın.

Apaçık görsün, bizler de O’nu kendimiz gibi bilelim.

Hakikatte şüphe varsa gönül dardır.

Şüphe yok,  korku da yok,  sadece saygı var.

AŞK var…

Muhyiddin İbn-i Arabi

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.