Türk Haber Saati

Kıyamet çağının Miladı 1453

Ahmet Yozgat

Ahmet Yozgat

Devam edelim kaldığımız yerden…
Kraliçe’nin asıl derdi İntikam! Ve tarihteki tüm kraliçeler, krallardan daha acımasız sanki. Ve hiçbir zaman intikamlarını son damlasına kadar almadan bırakmıyorlar rakiplerini ve onlara yardımcı olanları… Kısacası, komplolara bulamadan göndermiyorlar tarihi dahi kendi formasına… İşte, bu özelliği sebebiyle bugünlerde bir başka intikamın peşinde görüyoruz “Son Druid Rahibesi”ni… İntikam tezgahına yatırılma sırası şimdi, Siyonistlerde… Üç yüz yıl evvel bağrına bastığı ve “Koalisyon Süreci” içerisinde kanını, canını ve ruhunu emdiği Aşkenaz Siyonistlerin, Majestika’nın dur dediği yerde durmamış olması, affedilmez hata olarak görünüyor Buchingham Sarayı’nın penceresinden. Ne miydi Siyonistlerin ilk hatası? 1900’lerin başında, Majestika’dan Mev’ut umudunu kesmiş olmalarından mütevellit, Londra’yı terk etmiş ve kalkıp kendi başlarına Osmanlı padişahı ile anlaşmaya gitmişlerdi ya… İlk hata o idi. Bugünlerde ajanslara düşen haberi de ekleyelim: “Çin şirketleri, rotayı İsrail’e çevirdi…” Alın, en son hata!
Ve devam… Yüz yıl önce Osmalı tercihiyle kalmadı ve yüz yıl sonra ikinci ve en büyük hatayı da yaptı Siyonistler… 2016 Amerikan Seçimlerinde, Stuartlarla birlikte hareket ettiler. Kraliçe, Siyoncuların, Stuartlar safında yer almasını, hazmetmiş değil. Bu nedenle onları, suyu sıkılmış bir limon gibi bitirdi/bitiriyor. Aslında sıkılmış limon süreci, ilk hata döneminde başlamıştı. Şöyle ki… 1.Savaş sırasında Balfour Deklarasyonu ile açıkladığı düşüncesinin gereği olarak başlattığı, “Ortadoğu’da Yahudilere Devlet Kurma Planı,” tüm dünyada ve Yahudiler arasında da ilgiyle karşılanmıştı. O günden, bugüne herkes zannetti ki Majestika, Siyonistleri seviyor ve Kraliçe, onlara bir devlet armağan ediyor. Oysa ve kanaatimizce; Osmanlı’yı tercih hatasının yaşandığı günlerde kararlaştırılan, “İntikam Planı”nın bir parçası olarak başlatılmıştı Balfour süreci… Bu sürecin sonunda hayata geçen İsrail, Aşkenazlar açısından, geçici bir görev için kurulmuştu; sadece yetmiş beş yıl için… Süre, 2023’te doluyor.
İntikam planının gereği olarak artık Kraliçe, ülkeyi, miadı dolan Siyonistlerden almak düşüncesinde. Şimdi, sırada henüz miadı dolmamış olan Sefaradlar var; ülkenin, hazıra konacak olan yeni sahipleri olarak bizim Sefaratlar… Bu hamleyle Kraliçe, nasıl ki kendisine ihanet ettiklerini düşündüğü Siyonistleri cezalandırıyorsa aynı şekilde 2. Savaşı’n sonunda, Habsburgları ve Hitler’i terk ederek, Amerika’ya kaçan yani kendisini tercih eden Seferadları da öylesine ödüllendiriyor gibi…
Yani sadece bu mu İsrail’in el değiştirmesindeki sebep? Hayır! “Limon Metaforu”ndan hareketle söz edecek olursak, sulu bir limonun ilk parçası olarak Siyonist Aşkenazların artık sıkılacak tarafı kalmadı. Lakin Sefarad yarım limonu, hala sulu ve iştah açıcı… Şimdi, onların sıkılma zamanı geldi. Ve Kraliçe’yi, Sefarad limon suyu çok iştahlandırıyor. Fakat sulu limon konusu, bu kadarla ve “Limon Operasyonu”yla kapanacak gibi değil. Niye mi? Çünkü “İsrail Limonu” meyvesi, her iki parça açısından Türkiye ile de alakalı. Bir de bu nedenle Kraliçe’nin, Türkiye’ye bakış açısı, birkaç yıldan beri olumlu seyrediyor… O halde, buraya bir noktalı virgül atalım ve bu “Limon Meselesi”ni, ilerleyen sayfalarda Sefarad, Aşkenaz, Kraliçe ve Ankara bağlamında anlatmaya çalışacağımızı beyan etmiş olalım. İnşallah!
***
Madem öyle… O halde dönelim tekrar “Kraliçen’in, Derin İsrail Komplosu”na… Bidayette, bu Komplo Planı, Aşkenaz ve Seferad ayrımında ve iki dönem için kurulmuştu. Kraliçe biliyordu ki… Ortadoğu’da bir Yahudi devleti kurmak, hiç de kolay olmayacak hatta bu iş çok zor bir adımdı. Zira başta Araplar olmak üzere tüm Müslümanları, bir Yahudi devletine hazırlamak ve bilahare onların, “Ortadoğu’daki Yahudi Varlığı”nı içselleştirmelerini sağlamak çok pahalıya patlayacaktı, ülkenin sahibi olanlara ya da sahibi görünenlere yani Siyonistlere… Gerçekten de aradan geçen yaklaşık 70 yıl içerisinde Siyonistler, İsrail devletini kurmak ve yaşatmak için çok büyük mücadeleler verdiler. Servetlerini akıntılar bu uğurda ve daha sonra “Küreselciler” olarak anılacak olan, Finans Kapitalin Kripto Patronlarını, Amerika Milli Servetinin bir parçası haline getirdiler. Kısacası tüm Aşkenaz Yahudi Sermayesi, Amerikan ve İngiliz bankalarında bloke edildi… Her şey, ilelebet kendilerinin olacağını zannettikleri “Küçük İsrail” içindi Aşkenazlar açısından… Hülasa, “Teatral Devlet”lerini, kanları, canları ve servetleriyle kurdu; ayakta tutmaya çalıştı ve arazisini olabildiğince genişletti Aşkenazlar. Bu nedenle hiç rahat olmadı hayatları ve Araplarla sürekli savaş hali yaşadılar. Ve tabii ki bu arada ülkeyi, huzursuz ama kalkınmışlıkta bir “Yalancı Cennet”e döndürdüler. Onlardan istenen de buydu zaten!
İşte, tam da bu noktada Siyonistlerin görevi bitti. Görevin bittiği esnada zaten Amerika eliyle Araplar da İsrail Devleti’ni içselleştirmiş oldular. Hatırlanıyor olsa gerek, “Kripto Arap Hanedanları” makalemizde yazdıklarımız… Orada şöyle bir cümle kurmuştuk, durumun anlaşılması açısından; “Galiba, Kripto Arap Hanedanlarının genetiği Aşkenazlarla aynı değil; onlar, Sefarad damarına bağlı. Dolayısıyla İsrail nefretlerinin altında yatan birinci gerekçe, bu olsa gerek…” Şimdi bu cümleye bir ek yapalım: “Son zamanlarda yaşanan Arap zilliyeti ve hanedanların bir kışkırtıcı unsur olarak İsrail’le müttefik olmalarının altında yatan gerekçede sakın, Aşkenazları bitirmeye yönelik ve Yeni İsrail’i, Hazreti İbrahim’in iki oğlundan, ikincisinin Sürgün zincirine bağlı olan soydaşları Sefaradlara hazır hale getirmeye dönük bir hamle olmasın! Evet, galiba öyle… Bu arada yaşanan durum, bunu açıkça göstermekte…
***
Meseleyi, şu rotada tamamlayalım… Siyonistlerin, şu andaki ülkelerindeki egemenliklerini sonlandırma işlemi, Kuzey Irak Referandumu ile başlatılmıştı. Ve fakir de o zaman, bu durumu deşifre için “Küçük İsrail” makalesini yazmıştık. Söz konusu makalede şu mealde bir cümle sarf edilmişti; “Ortadoğu’da ve Kuzey Irak’ta olan bitenleri, Büyük İsrail diye tanımlamak yanlış; aksine; Siyonistler, orada bir Küçük İsrail yaratmak düşüncesindeler.” Malum; Türkiye, Siyonistlerin Küçük İsrail hayaline müsaade etmedi. Zira Majestenin Derin İsrail Planı içinde ülkeden kovulacak olan Siyonistlerin, varıp kendilerine yeniden ve kendi kafalarına göre, bir küçük İsrail formatlayarak, Kraliçe’nin İntikam tuzağından kurtaracakları yer Kuzey Irak değildi. Onlar için intikam alanı, bir başka küçük bölgeydi: Ya Gazze, ya Güney Kıbrıs ya da Lübnan hatta belki de Hatay… Doğrusu; Kraliçe’nin kafasındaki fitnenin adresini, henüz çözmüş değiliz. Bununla birlikte buraya kadar anlatılanların, Ankara tarafından bilinip bilinmediği hususunda da kuşkumuz var.
Bu anlamda geri dönersek Kuzey Irak Referandumuna… Üst satırdaki kuşkumuzu gerçeğe dönüştürerek şunu söyleyebiliriz ki… Türkiye, sınırlarının altında, kendi isteği dışında kurulacak olan bir “Kuzey Irak Devleti”ne karşı çıkıyordu sadece. Ama Kraliçe’nin, Kuzey Irak karşıtlığının sebebi başkaydı; yukarıda anlatıldığı gibi… Kendi kafasındaki nedenle Kraliçe, Türkiye’nin kendi kafasındaki operasyonuna izin verdi. Ve başarı için Ankara’nın önünü açtı. Sonuçta, Siyoncuların Kuzey Irak Hamlesi akim kaldı ve başarısız oldu. Bu arada, Siyonistlerin üçüncü hatası da “Kraliçe’nin İntikam Defteri”ne silinmez harflerle yazıldı. Kanaatimizce, artık onlar için gelecek yok! Ya da sadece “Komünist Küba” kadar var.
Bizce; Siyonistler de artık durumu biliyor. Zaten, Kuzey Irak Referandumu hamleleri de boşuna ya da Barzani’ye iyilik olsun diye değildi; intikam sürecini sonunda anladıkları, “Majestenin İsrail Planı”nda düşürülecekleri durumdan kurtulmanın bir ameliyesiydi. Lakin dedik ya “Druid Rahibesi olan Kraliçe, kadim öcünü almadan kimseyi serbest bırakmaz; azad etmez!” diye… İşte etmedi, onların sessizce Kuzey Irak’a çıkışlarına ve “Küçük İsrail Planı”nı, Türkiye eliyle bozuverdi… O günlerde yazdığımız bir makalenin adıydı; “Kuzey Irak’ta Seyidoğulları Darbesi…” Barzaniler ve Kuzey Irak, Seyidoğulları noktasıda düğümlü; nice zamandan beri aşiret; Ankara’nın, kendi hakkında vereceği kararı bekliyor. Karar verildi aslında ve TSK, Kandil’i işaret ederek, “Büyük K’Irak Operasyonu”na başladı. Ramazan ayı içerisinde, “Bugün yarın…” diye özetlenen “Kandil düştü!” haberi rölantide zira mesele “Kandil” değil; “K’Irak Düştü!”ye doğru gidiyor. 2018’in yazı başlangıcında, TSK’nın kuzeyden; “Sadr Göstericileri”nin güneydeki Basra’dan başlattıkları hamle hattı, nerede birleşecek göreceğiz. Tam adresi bilemiyoruz ama şunu da söylemede bir beis görmeyiz; “Peşmerge Kışlalarının hemen altında yer alan, Haşdi Şadi Kamplarında…”
Yine dönelim o günlere yani referandum sonrasınd medya yorumlarına; deniyordu ki… “Dicle Kalkanı geliyor…” Fırat Kalkanının kardeşinden söz edildiği hatırlanıyor olsa gerek. Lakin fakir yazdığı bir başka Kuzey Irak makalesinde şöyle demiştik; “Referandum, Türkiye’nin güney sınırlarının doğusunda ancak operasyon batısında olacak!” diye… Gerçekten de bir süre sonra Türk Silahlı Kuvvetleri/TSK ve Özgür Suriye Ordusu/ÖSO’nun ortak operasyonunun, Afrin’de başladığı görüldü.
Madem Afrin gerçeği yaşandı… O halde, iki paragraf yukarıda sarf ettiğimiz sözü geri almak zorundayız; demiştik ya orada, “Buraya kadar anlatılanların, Ankara tarafından bilinip bilinmediği hususunda da kuşkumuz var.” İşte, bu kuşumuzu Kuzey Irak Referandumundan sonra beklenen operasyonun, doğu yakasında değil de batıda yapılması ortadan kaldırmış oldu. Aynı cümlenin bir öncesinde de şöyle yazmıştık ya; “Onlar, (Yani Siyonistler) için intikam alanı, bir başka küçük bölgeydi: Ya Gazze, ya Güney Kıbrıs ya da Lübnan hatta belki de Hatay…” Meğerse onların İntikam alanı Hatay’mış. Ve Referandum doğuda olurken; batıda, Hatay’ın yanındaki Afrin’de, Zeytindalı Operasyonunu başlatan Türk Ordusu, aslında Arfin’i değil Hatay’ı kurtararak; Kraliçe’ye de Siyonistlere de saklı planlarını, en derinliğine kadar bildiğini ve gereğini yapmaktan çekinmeyeceğini göstermiş oldu. Sonunda Afrin değil, onunla beraber tabii ki aslında, Hatay kurtuldu. Ve gerçekten “Türkiye’nin Demirbaş Mülkü” haline geldi.
Oysa Hatay, 1939 yılında, yaklaşan 2. Savaş’ta Türk Hükümetinin Milli Şefi İsmet İnönü, Nazilerle ittifak yapmasın ve savaş alanının dışında kalsın diye emaneten bırakılmıştı Ankara’ya. Afrin Zaferi ile birlikte Türk Ordusunun, bileğinin gücünün karşılığı olarak ele geçirdiği/fethettiği Afrin-Hatay coğrafyasının batı bölümünü teşkil eden Hatay’ın emanet hali ortadan kalktığı için koşa koşa geldi Fransız bölgeye ve şimdi orada… Ya da Mösyönün bölgeye giriş sebeplerinden biri bu zaferdi. Afrin Operasyonundan, kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın Paris Ziyareti de bu nedenleydi yani “Haberin olsun, emaneti hakikate çeviriyorum!” diye. Ziyaretin hemen arkasından Fransız Cumhurbaşkanı Macron’un; “Türkiye İşgalci durumuna düşüyor!” diye beyanat vermesinin sebebi de buydu. Fıransız La Farge Şirketinin, Afrin için Kobani’de çimento fabrikası kurmasının ve Afrin Tabyalarında görev alan inşaat mühendislerinin bölgede işbaşı yapmasının da… İlaveten Fransız Kriptolarının, 2018 Nisan’ında ve beklenmeyen bir şekilde yaptığı, “Antisemitik Ayetler bulunduruyor olması sebebiyle Kur’an değiştirilsin!” saldırısı da bu konuyla ilgiliydi.
Anlaşılan o ki… “İt ürür, kervan yürür!”dü. Çünkü Türkiye, herkesin planlarının farkındaydı. Zaten, o nedenle bir kez daha büyüdü Kraliçe’nin gözünde… Bu hayranlık nedeniyle Ankara-Londra ilişkileri daha da yoğunlaştı. Görüşme ayarlandı…
Peki, “İsrail’de; MI6 Komplosu Planı”a göre, neydi Siyonistlere biçilen son elbise? Kanaatimizce… İsrail’in yanıbaşındaki, MÖ’sinin kadim zamanlarının, “On Kabilelik Samiri (ya da Aşkenaz) Devleti” yerinde kurulu olan “Küçük Fransız Bahçesi Lübnan”ı onlara tahsis edeilecekmiş gibi görünüyor. Ancak bu tahsis, Siyoncuları kollamak adına değil. Galiba Kraliçe’nin niyeti, tıpkı Küba’dan bir “Son Komünist İnsanat Bahçesi” çıkardığı gibi lübnan’ı kullanarak bir “Son Siyonist İnsanat Bahçesi” oluşturmak olsa gerek. Bu sebepten ötürü, Kraliçe’nin niyeti, kendisinin dur dediği yerde durmayan Aşkenaz Yahudilerini, “Maymunlaştırarak” Lübnan İnsanat Bahçesinde “Dünyalı Turistler”e teşhir etmek ve Batılı turistlerin, fındık fıstık attığı, “İntikam Suçluları” haline getirmek…
İşte, İntikam bu! İşte, İngiltere’nin “Kraliçelik Makamı” böyle bir şey! Yani orası için tam bir “Cadılık Makamı” ya da “Soylu “Cadıların İntikam Alma Ameliyathanesi” de diyebilir miyiz? Biraz ağır olacak ama galiba durum bu kertede. … İşte, Druit Rahibesi bu anlamda bir “İntikam Bahçesi” daha bina ediyor, Türkiye’nin altında ve Doğu Akdeniz sahillerinde…
Peki, “Son Kraliçe”nin intikam seansları, Siyonistleri maymunlaştırınca, “İnsanat Bahçeleri” serisi bitecek mi dersiniz? Bizce hayır! Syonistleri, Arabistan’ın Suud Hanedanlığı takip edecek zannediyoruz. Onlar için hazırlanan “İnsanat Bahçesi”nin, Batı Arabistan Kızıldeniz sahil şeridinde yer alan Hicaz bölgesinde planlanmakta olduğu düşünülebilir. Hatırlanacağı gibi daha önce, bu konuyu, söz konusu bölge için “Naomiya Bahçeleri” olarak anlatmıştık; “Kripto Arap Hanedanları” makalemizdeki anlatımı hatırlıyor olmalısınız. Peki, neydi bu Kripto Hanedanların suçu? Anlaşılan o ki Kraliçe, 70’li yıllarda Kral Faysal’ın, Batıya başkaldırmasını, Petrol Ambargosunu ve Sudeyrilerin birkaç yıl önce, 2015 yılı itibariyle Türkiye ile yakınlaşmasını, saklı gizli operasyonlarla Türk Bankalarına para akıtarılmasını asla hazmedememiş durumda. Bu arada, birkaç darbe ile birlikte, “Kapıkulu” haline soktuğu Suudi Ailelerini, “Neomiya’nın Maymunları” haline getirirken; yine onların konuşlanacağı bahçenin finansmanını, kendi kasalarından sağladığnı da beyan edelim.
Bilinmeli ki… Neomiya, sadece Suud Sülalesini maymunlaştırmaya yönelik bir atak değil kanaatimizce. Dendiği gibi bu proje, Hicaz bölgesini kapsamakta yani Müslümanların Hac Beldelerine ya da “Tevhid İnancı”nın merkez coğrafyasına çökmekte… Batı ve Hıristiyan Âleminin temsilcisi ve patronu ayarındaki Kraliçe, “Harem/Haram” olarak da bilinen bölgeye Gayrımüslim ayağının basmasına izin verilmemesinden de hiç hazzetmediğini göstermek için olsa gerek; şimdi bölgeyi, Batılı Gayrımüslim turistlerin çiğnediği bir Seküler alana döndermenin startını vermiş durumda… Aslında, böylece en büyük intikamının peşine düştüğünü de açık etmekte Druidli.
Dünya âlem biliyor ki… İngiliz Hanedanlığı, kendisine en büyük rakip olarak İslamiyet’i görmüştü/görüyor/görecek… Kraliçe, aklı sıra “Son Haçlı Operasyonu”yla en büyüğü rakibini de bir bahçeye hapsetmek için yola çıkmış durumda. Tabii, bu minvalden olmak üzere “Kutsal Kâbe”nin karşısında yer alan Mısır Piramitlerinin şenlendirileceğini de tahmin etmek güç değil. Hemen şunu belirtmeliyiz ki Kâbe ve çevresine “Harem/Haram” dendiği gibi Piramitlerin asıl adının da “Ehram” yani bir nevi “Haram Bölgesi” olduğu malumunuz. Bu bilgi çerçevesinde “İki Haram Bölgesi”nin karşı karşıya getirilmesinin ifade ettiği derin manayı, Kraliçe’nin hepimizden daha iyi kavramış olduğunu da eklemiş olalım.
Ancak onun da kavrayamadığı bir durum var… Söz konusu “Ehramlar, Kâbe’ye Karşı Operasyonu”nun sonunda ortaya çıkartılacak “Medeniyet Çatışması”nın numunelik nesneleri olarak, “Piramitler ve Kâbe’nin birbirlerine karşı konuşlandırılacak olması başka başka kavramları ve hikayeleri de çağrıştırmakta… Bu operasyonla birlikte Firavun, bu kez Hazreti Muhammed’e karşı; Hz. Musa’ya değil… Ya da Mısır ve İslam Medeniyetlerinin Haram bölgeleri, ayaklar altında… Veya Mısır Ekolü, Tevhid Ekolü karşısında… Unutulmamalı ki bu karşılaşmayı planlayansa Babil Ekolünün Son Rahibesi rolündeki, Druit Kraliçesi Elizabeth desek yanlış olmaz. Bu anlamda diyebiliriz ki amaç; İslam’ı, Mısır Gnostizmine yem etmek… Yahutta mevzubahis iki ekolü birden yok etmek ve yerine, Avrupa Birliği bayrağındaki 12 yıldızla remz edilen Babil Ekolünün Heterodoksiyasını cari kılmak. Allahualem!
Kâbe, Piramit karşılığından hareketle bu aralıkta, şu hususu söylemeden geçmeyelim. Eğer, yukarıdaki iddialar doğruysa yani Neomiya Projesi üzerinden, “Kâbe’yi İşlevsiz Kılma Operasyonu” planlanıyorsa… Bilinmeli ki… Tıpkı, buna benzer bir operasyon da 500 yılında hayata geçilmeye yeltenilmişti. Hatırlayın lütfen ebailleri…
Evet, Yemen Valisi Ebrehe Harekatındandan söz ediyoruz. O vali de ülkesi Yemen’de, Mısır’daki Piramitlere benzer, bir şeytani üs olarak muhteşem bir mabet inşa etmişti. İstiyordu ki Arabistan ve çevresindeki halklar, kerameti kendnden menkul, “Yemen Çakma Kâbe”sini ziyaret etsin. Bir kısım Şeytansıların, “Dünya halkları, Piramitleri ziyaret etsin ve tavaflarını orada yapsın!” isteği gibi… Ama Ebrehe, bu amacına erişemedi. Hz Peygamberin Dedesi Abdülmuttalib’in dediği gibi “Kâbe’nin Sahibi,” Kâbesini korudu ve devasa “Fil Ordusu”nun sonu, minnacık Ebabillerle geldi. Ve Kur’an’daki Fil Suresi’nin konusu bağlamında, Kıyamet’e kadar; kötü emellerle bölgeye gelme densizliğini gösterecek olan Ebrehelere duyuru olarak… Kur’an’ın beyanatı, hala ilan edilmeye devam ediyor.
Bakalım; Batı Medeniyetinin Büyük Patronu Kraliçe’nin, “Nao Ebrehe Operasyonu” nasıl sonlanacak? Aslında, nasıl sonlanacağını tahmin edebiliyoruz. Da… Çağımızın Ebabilleri, ne ve nasıl olacak; merakımızı celbeden husus o. Yoksa Son Ebabiller, Türklerin SİHA adını verdiği dronlar mı ya da SİHA’ların yumruk iriliğindeki kırlangıç modelleri mi? Ki eğer öyle ise en son nesil SİHA Ebabilleri, büyük ihtimalle kursaklarında Atomik/Nükleer misketler taşıyan Kırlangıç modelleri olacaktır. Bekleyenler görecek inşallah!
***

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ